|
Barış Bayraktar; Aslında artık tanıtılması gereken bir isim değil. Az çok kısa filmle ilgilenen hemen herkes tanıyor Barış’ı. Sitesinin adresini vermiştik zaten.
Bir kere “lafı ağzından zorla aldık” falan gibi, röportaj reytingi sevdalısı sözleri nerede görürseniz görün kanmayın. Gayet rahat, konuşkan, samimi bir adam. Karşısındakine henüz tanışmış olsa bile daha önce tanışıyormuş gibi davranıyor. Ha, belki bize biraz daha rahat davranmış olabilir tabi ama ağzından lafın alınması gereken biri olmadığı kesin. Fikir ve yaklaşımlarında gayet açık, rahat biri. İşte örnek:
“Ben sadece cnbc-e izliyorum” diyen kızlardan pek hoşlanmıyor. TRT 1 deki tüm renksiz Türk filmlerini dikkatle izliyor, asla mesaj vermek için film çekmiyor. İzlemekten keyif aldığı tarzda filmler çekiyor. Ressam Harun Antakyalı’ya bayılıyor, Fransızlardan da pek hoşlanmıyor. Lise yıllarında düğün salonlarında break dans yaptığını ve metalci misin? Asitci mi? Sorusuna “asitciyim” dediğini gururla anlatıyor.
Her fırsatta “beni ağlatmayı başarmış tek film İbrahim Tatlıses’in yönettiği “yalan” filmidir” diyen ve filme olan hayranlığını dile getiren Bayraktar, yine aynı filmdeki Şükriye Atav’a hayranlığını anlata-anlata bitiremiyor. Her cümlesinde en az bir kez Şener Şen diyor, Sadık Şendil denildiğinde ayağa kalkıyor.
Görkem:
Çocukluğunda sinemayla nasıl bir ilişkin vardı?
Barış:
Benim sinema ile tanışman babam sayesindedir. Rize de büyüdüm ve bir videomuz vardı. Babam İstanbul’a sık sık gider ve bana betamax kasetler alırdı. Genelde Türk filmleri olurdu evimizde koli koli. Çok alternatif yoktu Rize’de yapacak, ben de oturur koliler dolusu film izlerdim. Sanırım tüm Türk sinema tarihini izlemişimdir, arada Grease filmini Türkçe çevirisiyle izlemiş olsam da, hep John Travolta’nın Danny Zuko’su gibi olmak istesem de tanışma Türk sinemasıyla oldu.
Görkem:
Sinema dışında ilgilendiğin başka böyle sanatsal denebilecek bir faaliyet var mıydı? Yani çizim, müzik, şiir vs....
Barış:
Aslında benim sanat kavramım biraz farklı, sinemayı müziği tiyatroyu sanat olarak görmüyorum çünkü sanat bir şey yaratmaksa tüm bunlar doğada var ve bizler bunu taklit ediyoruz. Sesi alıyoruz, resmi alıyoruz, her şeyi doğadan alıp revize ediyoruz, ama insanın tabiata kattığı tek şey yazıdır. Bu yüzden yazı, edebiyat benim gözümde sanatın karşılığı. Ama amatörce Ajdardan daha kötü olmak koşuluyla şarkı söylerim, düetlerim bile var. (gülüyor) bunun dışında yazdığım bir de şiir kitabım var.
Görkem:
Sinemayla ciddi biçimde uğraşma kararı mı desem…. ya da yaklaşımı ne zaman oluştu?
Barış:
Ben fizik işletme dahil bir çok branşta takıldım ve sonra sinema yapmak istediğimi anladığımda okulu bıraktım ki, o donem işletme okuyordum. Sınava girdim, okulumu burslu kazandım ve eğitime başladım. Ama kamerayı ilk elime almamla bende o ask vardı zaten birden her şey yerine oturdu.
Görkem:
Yani böyle fikir ya da histen çok kameranın ağırlığı çekti denebilir mi?
Barış:
Yaa çok küçükten akrabalar gelirdi yurt dışından, onların elinde kamera olurdu hava atarlardı tabi. Çok özel aletlerdi sanırım. Onun vermiş olduğu bir hayranlık da var ama özel bir his ya da bir fikirden yola çıkmadım. “Film çekeceğim abi” dedi başladım.
Görkem:
Mesaj veriyor olma yaklaşımından kaçındığını biliyorum. Biraz açıklar mısınız? Aslında çoğu zaman mesajın metnin ya da görüntünün içinden kendiliğinden çıktığı gözlemlenir ya da beklenir diye biliriz ama....
Barış:
Şimdi çıkış noktası şu. Ben şunu anlatacağım, bunu anlatacağım diye başlamam asla filmlerime, benim için film çekerken en önemli olan şey filmin kendisidir. Seyirci ne der veya bu benim ideolojime ters bunu koymayayım filme gibi bir şeylerim yok. Herhangi bir sahne bana çok ters olsa bile film bunu gerektiriyorsa ben o sahneyi çekerim. Mühim olan filmdir, ben değilimdir o noktada. Bu yüzden benim filmlerde özel olarak anlatmaya çalıştığım bir mesajım yok. Film bir mesaj veriyorsa bu katiyen benim mesajım değildir. Filmin mesajıdır, filmin gereksinimidir. Artı çokta mesaj içerikli işler zaten sinemayı alıp başka bir yere götürüyor gibi geliyor. Propaganda aracı olarak asla görmedim sinemayı.
Görkem:
Senin için kısa film nedir?
Barış:
Hiç adlandıramadığım bir şeydir. Filmdir işte. Ben tanımları sevmem pek, sıfatları da sevmem. Ben fiilleri, yüklemleri seviyorum. Yönetmen değil, film çeken adam olarak adlandırılmayı severim. Kısa film bir mecradır sonuçta. Her kısa filmci kendi tanımını kendi filmleriyle yapıyor kanaatimce.
Görkem:
Yönetmen ve yazarsın ama bunlar dışında özellikle ilgi duyduğun başka sinemasal işler var mı? Kurgu, oyunculuk, tasarım, görüntü yönetmenliği vs...
Barış:
Olmaz mı. Filmlerimi ben kurgularım. Bunun dışında arada oynarım da. Oynamayı çok seviyorum filmlerde. Bu sezon bir iki sinema filminde de oynayacağım. Çok heyecan verici.
Görkem:
Synthetic ve Pamuk Prenses 2... İkisi de suç öyküsü ve birbirinin devamı özelliğinde. Suç öyküleri dışında özellikle ilgi duyduğun başka tür ya da alttürler nedir?
Barış:
Tabi, var ama benim asıl sevdiğim şey tür değil, işleyiş karışık kurgulu ve underground konulara değinen işleri seviyorum. Basit küçük bir hikaye anlatan filmleri. Mesela Pamuk Prenses 2 filmi patronun 2 adamının arabanın kapısını açık bırakmasıyla var olan bir film. Çıkış noktaları basit ama vardığı noktaları geniş olan tarzda işleri seviyorum. Ama genelde Yesilçam aile filmlerini seviyorum fazlasıyla.
Görkem:
Görebildiğim kadarıyla dinamik bir görselliğin var. Hızlı kurgu, kaydırmalar, kare bölünmeleri, efektler....Böyle özellikle hoşlandığın, kullanmaktan keyif aldığın görsel tercihler, teknikler var mı?
Barış:
Dediğim gibi, film kendi gereksinimlerini oluşturuyor zaten. Film neye ihtiyaç duyuyorsa onu kullanıyorum aklımın erdiğince tabi ama genel olarak hayatla bağ kurmayı seviyorum. Pamuk prenses 2 de ki telefon numarasını gösterdiğim gibi sonra telesekreter mesajını açtık. O telde mesaj bırakanlara dvd yolladık.
Görkem:
Bu durumda hikayenin gerektirdiği görselliği kullandığın söylenebilir mi?
Barış:
Evet. Aynen öyle.
Görkem:
Tarzının başka bilinen sinemacılara benzetilmesi konusundaki fikirlerin nedir? Seni tanıyan herkes Yeşilçam hayranı olduğunu biliyor. Ama böyle dinamik anlatıma sahip suç öyküleri pek Yeşilçam sayılmaz.
Barış:
Tabi ben etkilendiğim film tarzını henüz filmlerime yansıtmadım, kolay olacak bir şey değil bu çünkü. O samimiyeti ve sıcaklığı, Münir Özkul, Adile Naşit filmlerindeki o insancıl duyguları seyre geçirmek hiçte kolay bir şey değil. Bunun vakti var ve o vakit şu an değil. Şu an yaptığım işler de sevdiğim işler. Alt yapısı ve şekil olarak sevdiğim tarz ama içerik olarak her zaman Yesilçam derim.
Görkem:
Aslında bunu sormaya biraz utanıyor gibiyim ama, ben tam olarak anlayamadım sanırım. Usanmaz’daki USA vurgusu nedir?
Barış:
Amerika vurgusu. Amerikan emperyalizme karsı bir anti reklam mantığında yapılmış bir iştir o film. Ad usanmazdır çünkü usanmamaktadırlar. Usanmayanlar da USA’lılardır. Bu yüzden USAnmaz.
Görkem:
Oldukça genç olan oyuncuları yönetmen nasıldı?
Barış:
Hangi filmde?
Görkem:
USAnmaz….. çocuklar....
Barış:
Feci, berbat bir şey. Bir daha asla çocuklarla bir şey çekmem.
Görkem:
O kadar zor muydu gerçekten?
Barış:
Feci zordu, kabus gibi bir gündü. Unutmam çok vaktimi aldı.
Görkem:
Eh. geçmiş olsun diyelim o zaman....
Barış:
Sağol cidden. (gülüyor)
Görkem:
Çekimden önce neyi nasıl çekeceğini ne kadar belirlemiş oluyorsun?
Barış:
Full, tamamen. Her şeyi belirlerim, riske girmem ama oyunculuklarda emprovize cıkan şeylerde oluyor arada.
Görkem:
Doğaç’a pek sıcak bakmıyorsun diyebilir miyiz bu durumda?
Barış:
Evet, kesinlikle. En sevmediğim doğaçlama işidir.
Görkem:
Peki tekrarlar? Aklındakini kadraja almak için ısrarcı mısındır?
Barış:
Aklımdaki oyunu anmak konusunda çok ısrarcıyımdır. Çok hızlı ve çok tekrar oluyor. Diyalog vurgularına çok takılıyorum ama genelde hep profesyonel ve önemli oyuncular olduğum için derdimizi karşılıklı anlamamaz çok kolay oluyor. Bazen çıkıp ben oynayıp anlatıyorum da.
Görkem:
Synthetic ve Pamuk Prenses 2'de çok tekrar oldu mu örneğin?
Barış:
Çok olmadı aslında. Bazı diyaloglarda çok takıldık, tekrarladık ama genelde pat pat diye çektik filmi.
Görkem:
Kimi yönetmenler setteki çalışma ortamını eğlenceli buluyor, kimi sıkıcı. Kimi çok disiplinli, kimi rahat. Seninki nasıldır? Ya da sonraki projelerin için sorayım... nasıl olur muhtemelen?
Barış:
Ya ben kendi içimde büyük stresler yaşasam da sette çok eğlenceliyizdir. Güleriz, eğleniriz. Zaten önce oyuncularla arkadaş olurum ben, ki çalıştıklarımın hepsi arkadaşım, abim. O yüzden biz eğleniyoruz, çok keyifli oluyor genelde ama streste oluyor bazen tabi teknik aksilik olduğunda.
Görkem:
Site üyelerimizden birkaç soru geldi. Özellikle Synthetic ve Pamuk Prenses 2 için, böylesine sağlam oyunculardan oluşan bir ekibi nasıl kurduğun, onlarla nasıl bir ilişki içerisinde olduğun merak ediliyor. Kısmen cevap verdin sanırım zaten.
Barış:
Gittim, tanıştım, rica ettim, işlerimi izlettim ve kabul ettiler. Sonraki projede daha kolay oldu tabi. Hepsini birden bir araya getirmek zaman aldı ama sanırım bir çok oyuncu abim bana inanıyor, bu çok gurur verici.
Görkem:
Yine oyuncuların, çekimle ilgili, örneğin kamera açıları gibi teknik konularda size fikir verip vermedikleri soruluyor.
Barış:
Yok, onlar profesyonel. Ne derseniz onu oynayıp gidiyorlar. Herkes kendi işini yaptı sonuç olarak.
Görkem:
Peki oyuncuların filmlerle ilgili fikri ne oldu?
Barış:
Hepsi çok memnun çıkan işlerden. Çok beğendiler fakat hepimizin ortak bir şoku var tabi, hiç birimiz bu kadar izleneceğini, basında bu kadar yer bulacağını, bu kadar festivale davet edileceğini ve milyonlara ulaşacağını tahmin etmemiştik. Çok geyik yaptık bunlar olduktan sonra, “vayy bee” falan diye. (gülüyor)
Görkem:
Synthetic ve Pamuk Prenses 2, aklınızdaki hallerine ne kadar yaklaşmış filmler?
Barış:
Synthetic sanırım %20 si falan bile olmadı. Olmadığı için Pamuk Prenses 2’yi yaptım okul bitirme tezim olarak. Pamuk Prenses 2 de sanıyorum bazı aksilikler olmasaydı çok daha iyi olacaktı ama çok büyük teknik imkansızlıklar içinde çekildi. Ona rağmen o underground havayı yakaladı film, iyi de oldu. PP 2 için %60-70 derim.
Görkem:
Çekimler ne kadar sürdü?
Pamuk Prenses 2, 5 günde çekildi ama yazması çok vakit aldı. 6 ayımızı aldı.
Görkem:
6 ay? Peki ilk haliyle son hali arasında ne kadar fark oldu?
Barış:
Çok. 3 film çıkar yani. (gülüyor)
Görkem:
Bence filmlerinde öyle göze batan görsel/teknik bir zayıflık görünmüyor. Yani gayet profesyonelce çekilmiş filmler bunlar. Ne tür teknik aksaklıklarla karşılaştınız? Bildiğim kadarıyla alet/ekipmanınızı yakın çevrenizden topladınız. Ekipman eksikliğinin oldu mu? Ya da bu yüzden filme alamadığın çekimler, aklında olupta yani....??
Barış:
Tabi. Görsel zayıflığı var filmin. Bazı yerlerde ışık sorunu var, kamera sıkıntısı var. Amatör ekipmanla çektik ama bazı profesyonel aletleri, amatör ekipmanla birlikte kullanamadığımızdan dolayı sıkıntılar yaşadık. Her şey emaneten alındı. Arabalardan silahlara, ışıklara kadar ama aklımdaki tüm sahneleri çektim. Ama mesela son sahneyi açık bir otoparkta jiple cekemedik, bu yüzden biraz yumuşattım ve masrafsız hale soktum.
Görkem:
Filmlerinde belirgin bir komedi havası var. Sonraki projen “Benim Cici Vibratörüm”de de bu komedi tonu devam edecek hatta daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Bu doğru mu?
Barış:
Tabi. Tarz yine aynı olacak ama bu sefer diyaloglar ve senaryo kurgusu çok daha iyi ve çok daha komik. Dozajı biraz daha arttırıyoruz hatta çok sert bir film olacak diyebilirim. Sinema seyircisine yabancıyım, nasıl bir karşılık bulacak çok merak ediyorum.
Görkem:
Adı geçmişken, yeni projeyle ilgili bir gelişme var mı? Durum nedir?
Barış:
Durum, her an çekime geçebiliriz. Cast’ı belli oldu, belli bir takım sıkıntılar var, onları da çözdüğümüzde dakika, motor diyeceğim ilk sinema filmime.
Görkem:
Harika. hayırlı olsun.... Güzel haber..
Barış:
Teşekkür ederim.
Görkem:
Peki az önce de kısmen belirttin zaten. Daha uzun vadeli projeler üzerine ne söylersin?
Barış:
Ne gibi?
Görkem:
Yani gelecekte mutlaka gerçekleştireceğim dediğin şeyler?
Barış:
Bilmiyorum, çok tutkulu bir adam değilim, break dansçıyız biz. (gülüyor)
Görkem:
Yeşilçam tutkun? :)
Barış:
Evet. Biz lisede düğün salonlarında okulların cay partilerine gider break dans yapardık yaa. O cay partilerini çok severdim, bak bir gün bir cay partisi düzenleyebilirim ilerde. Gerçekleştiren : Görkem Öğe Barış Bayraktar Filmografisi : USAnmaz Syntetic Pamuk Prenses 2
|