“TV’den sinemaya transfer edilenler arasında ilk akla gelecek filmlerden biri muhtemelen MI Serisi’dir”
Bir an steampunklaşalım lütfen…..
Hemen adapte olun….
Şu an fen liseleri sınavındasınız, yaş kaç oluyo? 14’mü? Güzel. Türkçe bölümü, soru 14:
Yukarıdaki cümledeki “transfer edilenler” kalıbı yerine aşağıdakilerden hangisi gelirse anlam, gerçeği yansıtır?
a) Gelmesi için yalvarılanlar
b) Davet edilenler/ çağırılanlar
c) Döve döve götürülenler
d) Gelmiş ama pişman olmuşlar
Arkadaşınız “c”yi karalardı. Dışına taşırmadan tabi.

Tamam, günümüze dönelim….
Eh…. Bilmem anlatabildim mi?
“Uyarlama”nın ne olduğunu tdk’da gayet rahatça belirtilmiş. Adaptasyon, uyum sağlama vs. Şimdi, bu tanımı MI (böyle analım) üzerinden denetleyecek olsak, offf…. Harika oluyor, şimdi fark ettim. Hollywood’un, o sövüp saymaktan bıkmadığımız, kötü kepaze tüm “sinemasal suç”ları masaya yatırılmış oluyor.
(Çok sıkıştım, açıklamak için birçok şey geliyor aklıma, birini seçiyorum….) Şöyle ki: Sanki bir filmi Hollywood’laştırmak aksiyona dökmek anlamındadır! Para var, teknoloji, var, teknik ekip var, atletik aktör var, saldırın abi! Hadi Cosby Ailesini aksiyon yapalım!
Tamam, biraz abarttım ama soru şu: MI dizisi, sinemaya transfer olunca (işte bence döve döve götürülünce) neden aksiyon oldu abi? Evet…. paşa paşa, başka hiçbir ihtimale pay vermeyecek biçimde gişe/para için!
Ha, ortaya çıkan iş kötü değil belki, bunu konuşacağız. Eyvallah ama filmleri/seriyi geniş bir değerlendirmeye almadan önce şu soruya cevap verelim lütfen: MI serisi iyi bir “uyarlama mıdır?”
Uyarlama madem adaptasyondur, bir hikayenin sinemaya aktarılması/ adapte edilmesi, aksiyonlaştırılması mıdır? Bu kesinlikle doğru değildir, çünkü hiç aksiyon barındırmayan birçok polisiye, siyasi gerilim, suç öyküsü vs. vardır. Buna göre MI mit’i/kült’ü, sinemaya adapte edilmemiştir. Gelmesi için yalvarılmamıştır, davet edilmemiştir. Açıkça döve döve götürülmüş, zorla kıyafeti/saçı/başı değiştirilmiştir, mutasyona uğratılmıştır, çekirdek yapısı bile bozulmuştur, özü perişan edilmiş ve birazcık olsun teselli bulunsun diye adı değiştirilmemiştir. Aslında bundan dolayı da değil tabii ki, proje insanlara tanıdık gelsin diye yapılmıştır bu.
Bence, MI Serisi, gerçeğinin özelliklerinin çok azını yakalamış olması dolayısı ile bir uyarlama olarak çok başarısız bir filmidr. Bu film, hiçte yabancısı olmadığımız, ajanların sürüklediği bir aksiyon/komplo filmidir. MI dizisi ise şudur: Birbiriyle şaşılacak derece uyumla çalışan bir ekibin, gerekleşmesi olanaksız gibi görülen görevleri salt planlama zekasıyla şiddete başvurmadan yerine getirmeleridir. Bu ekibin elemanlarının her birinin belirli uzmanlıkları vardır. Her biri uzmanlığına göre görevi paylaşırlar. Olay sessizce, zor kullanılmadan, cinayet işlenmeden, patlamalara başvurulmadan çözülür. Buna göre;
Dizinin özellikleri:
- Görevler sessizce, şiddetsiz halledilir.
- Hikayenin odağında ekip çalışması vardır.
- Zor kullanma yoktur. Tıkanıklık yoktur. Kıl, tereyağından çekilir.
Uzun Metrajın özellikleri:
- Görevler bol silahla, bombayla maksimum gürültü ve şiddetle halledilir.
- Hikayenin odağında terli ama hala yakışıklı Tom vardır.
- Zor kullanma olmazsa olmaz. İlla işler ters gider/tıkanır. Tırnak, etten ayrılır.
Yukarıdaki açıklamalarıma ve bu fikrime katılmıyorsanız, yazımın gerisini okumadan buyurun, fikrinizi söyleyin, öncelikle bunu konuşalım. Yoksa filme geçiyoruz….
İlk bölüm enfes bir film!
Tamam, trip attım böyle pattadanak belki ama Brian De Palma’nın varlığı her an hissediliyor. Gayet sürükleyici, keskin dönüşlerle/sürprizlerle dolu, izlemesi gayet eğlenceli bir siyasi komplo örneği.
İlk bakışta, böyle bir yapımı De Palma’nın üstlenmesi şaşırtıcı bir durum gibi görünüyor. Yani neticede De Palma bir aksiyon yönetmeni değil. Ama bu fikri kesinleştirmeden önce fikre biraz daha yaklaşmalıyız.
De Palma’nın filmografisine tam olarak hakim sayılmam ama bilgim dahilinde şunu söyleyebilirim: De Dalma için bir senaryonun cezp ediciliği, karakterin yediği kazığın boyutlarındadır. Ne kadar şaşırtıcı, ne kadar şok edici, ne kadar ürkütücü bir ihanet varsa ortada, De Palma, o karakterin yaşadıklarını anlatmak için o kadar yanar, tutuşur. Bu yönetmenin tematik tarafı.
Görsel tarafı üzerine çıkarılabilecek özet odakta şudur; (bunu bende gözlemledim ama yinede biraz kopya çekmiyor değilim) De Palma, birçok filmini, yazılmış belli sekansları tam bir sinemasal eser olarak inşa edebileceğini fark ettiği için seçer. Yani hemen her filminde, filmin bütünü içerisinde, çok belirgin biçimde öne sıkmış sekanslar bulunur. Stephen King/Carrie’deki final sekansı, Öldüren Kadın’daki açılış sekansı gibi. Yani filmlerin birçok kısmı sadece iyi işçilikle sınırlıdır ama bazı sekanslar başlı başına sanat eseridir.
İşte böylesi bir ajan filmi, ona, belirttiğimiz kıstası fazlasıyla sunuyor. Ethan, daha filmin başında öyle bir kazık yiyor ki gelsin De Palma bu hikayeyi anlatmasın. Tüm ekibini, dostlarını kaybediyor, yapayalnız kalıyor, zanlı konumuna düşüyor. Sonra da ayıkla pirincin taşını. Eh, De Palma aksiyonu kendi inşa ediyor sayılmaz zaten, işin çoğunu teknik ekip yapıyor, ona resmetmek düşüyor.
Önemli sekans olarak belirttiğim De Palma takıntısının, bu filmde hangi sekansa denk geldiğini belirtmeme gerek yok sanırım.
Özetle gayet sürükleyici, özenle yapılmış bir film bu. Eğer hala konuşuluyorsa bu iki sebeptendir: De Palma ve dizinin kendisi.
MI 2 işin posasının çıktığı nokta. Mutasyona uğramış MI Dizisi fikrinin artık burada sadece ve sadece adı kalmış. Bölüm 1’le 2’yi bile aynı alttüre bile mal edemeyiz fikrindeyim. Kutlukhan Kutlu, eleştirisinde “Yine aksiyon kisvesi altında, erkek rekabetiyle kavrulmuş, melankolik bir kahramanlık filmi” diyordu MI2 için. Öyle harika bir özet ki…
İşin hikaye tarafı neredeyse “kafana göre at bir şeyler” formunda. Filmde, aslında çekici olduğu düşünülerek yazılmış bir cümle var: “bir kahraman yaratmak için önce bir düşman yaratmalısın” Tam olarak bu muydu hatırlamıyorum ama böyle bir şeydi. Aslında bu cümle, filmin en zayıf tarafını açık ediyor. Aksiyon yaratmak, aksiyon filmi çekmek için bir düşman yaratmalısın. Durum gerçekten bu. Yani aslında ortada bir hikaye falan yok. Bir virüs yaratalım, sonrada Ethan onu yok etsin. Neden? Dougray Scott’la Tom Cruise bol bol takışsın diye. Her şey bundan ibaret. Filmdeki her şey, iki karakterin mücadelesi var olsun diye var.
Bu yapı, MI dizisinin ruhuna, yapısına öylesine uzak ki artık kıyafeti, görünümü bir yana bırakın, genler bile değişmiş halde. De Palma’nın filminde yine, Tom biraz daha öne çıksa da yeni bir ekip, bir plan, başka karakterler vardı. Saydıklarımın hepsi kendi başlarına da bir varlık sergiliyorlardı. MI2 de ise sadece iki tane adamın bilek güreşi var. Para, güç, aşk, zeka…. Her şey o motosiklet kovalamacası için zemin hazırlama görevinde.
Ki John Woo’yu çoğu sinemasevere göre fazla severim. Çok çok iyi bir yönetmendir. Çektiği hemen her şeyi muhteşemleştirir. Ama bu filmdeki çürük zemin yapısı, altı bomboş bir aksiyon filmi çıkarıyor ortaya. Melankolik diyor usta.….. gerçekten melankolik bir hava bu.
MI 3…… Hmm……
Valla aslında bu film üzerine bir şeyler söylemek için erken gibi geliyor. Yani, çoğu kişi sinemandan çıkınca filmi küt diye değerlendirebilir ama ben fikrimin biraz olgunlaşmasını istiyorum. Ama neyse. Pek zor bir film değil, üzerine konuşmak için.
Bu noktada, yine yönetmene odaklanalım bir an. Biliyorsunuz, MI serisinin yapımcısı Cruise’un kendisi. Yönetmenleri de o seçiyor. Bir ara David Fincher’in MI 3’ü yöneteceği açıklanmıştı ama olmadı.
J.J. Abrams. Lost Dizisi’nin yaratıcısı olarak biliniyordu daha çok. Hayatımda, hiçbir dizinin bu kadar övüldüğünü ve tavsiye edildiğini görmediğim için biraz inadına da olsa izlemiyorum Lost’u. Bu yüzden sadece MI 3 üzerinden bir fikir sunacağım ama ondan önce patron Cruise’un neden böyle bir seçim yaptığını biraz düşünmek gerekiyor.
Bence sebep şu; İlk iki MI filmi de çok belirgin özelliklere sahip filmlerdi. Birincisi hareketli bir siyası komplo filmiydi. İkincisi ise bildiğimiz estetize edilmiş şiddetle dolu aksiyon filmi. Bu türler, senaryolarına tezat teşkil edecek biçimde, pek sürprize açık türler değillerdir. İzleyicilerine gayet belirgin, tanıdık bir atmosfer sunarlar. MI serisi ise, bu tanıdıklığın üzerine bir de kendi tanıdıklığını ekliyordu. Yani seri, bir anlamda James Bond serilerinin kötü örneklerinin (bence iyi örnek yoktur ya, neyse….) yapısını içermeye başlayacakmış biri bir durum çıkmıştı ortaya.
İşte Cruise, yakışıklılığıyla ün yaptığı fikrini yok etmek için nasıl iyi oyunculuklar sergilemeye çalıştıysa bir zamanlar, şimdi de sadece parasal gücünü değil, sektörel zekasını da konuşturarak tam bir yapımcı olduğunu gösterme çabasına girmişçesine bir tercih yapmış. J.J. Abrams, aslında sürpriz bir isim. Hele hele böylesi bir A sınıfı aksiyon filmi için. Ki Cruise, tam bir patron olsa da aynı zamanda tam bir profesyonel, yani kimsenin içine karışıp efelik taslayan bir tip değil. “Adamımı ona göre seçerim, gerisine karışmam” diyen biri, -bildiğim kadarıyla- olması gerektiği gibi. Gayet dürüst ve rahatça “Bir şey söylenmesi gerekmediğinde çenemi kapatacak kadar akıllıyım” diyebilen biri. Yani, öncesinden belirlenmiş yapı dışında J.J. Abrams, filmi gerçekten “yönetmek” için geçti kamera arkasına. Ki adamın içindeki şevki varın siz genç yönetmen arkadaşlar tahmin edin, ben edemem şahsen. 100 milyon küsür bütçe, devasa teknoloji, dağ kadar kadro ve bunların yanında şaşılacak biçimde ego sorunu olmayan, nazik ve genç bir yapımcı.
İşte bence Abrams, bu fırsatları değerlendirmeyi bilip, yeteneğini/çalışkanlığını konuşturdu ve ortaya sinema zanaatının iyi bir örneğini çıkardı ortaya. Şahsen ben, gayet keyifle izledim filmi ve hemen her aksiyonseverin de keyifle izleyeceği bir film olduğu fikrindeyim.
Şöyle bir durum var MI 3 için. Abrams, mutlaka MI dizisi ve ilk iki bölümü gayet iyi tanıyordur. Hemen hepsinin çekici taraflarını bir çatı altında toplamaya çalışmış gibi geldi bana. Ekip kavramı, dizi kadar olmasa da diğer iki bölümden daha önde. Ethan, kendini Bond sanarak salak gibi tek başına taa Çin’e gidiyor. Ama ekibi onun arkasından gelip kendisine yetişiyor. Bu hamle bir kere ekibin önemini vurguluyor. Ha aksiyon daha mı az? Hayır, hatta daha çok. Tabi John Woo aksiyonu değil bu. Yavaşlatılmış kareler, ardışık kurguya alınmış iyi ve kötü adamların karizmatik duruşları yok MI 2’deki gibi. Abrams, aksiyon yapmıyor Woo gibi. Olan aksiyona yetişip onu resmetmeye çalışıyor.
Yine abuk konuştum gibi geldi, şöyle açıklayayım bu hipotezimi. Mesela hareketli bir anı, Woo birkaç açıdan, sindire sindire çeker. Yavaşlatır. Yani aksiyonu yaratır, onu bize doya doya tecrübe ettirir. Bu benim anlatımımla aksiyon yapma. Abrams, aynı hareketli an’ı eylemleştiriyor ama kamerası, olanlara koşa koşa yetişiyormuş biri davranıyor. Woo’nun kamerası aksiyonun bir adım dışında, onu estetize ederek tiyatrallaştırıyor. Abrams’ın kamerası ise aksiyonun içinde. Kaçıyor, kovalıyor, korkuyor, heyecanlanıyor vs.
Tabi patlama çatlama yine fazlasıyla mevcut. Her zaman alıcısı olduğu için bize seni gerek seni.
Genel olarak seriye bakıldığında gayet, gişe için; “açılın millet, ben geliyorum” diyen bir yapı, sunum durumu mevcut. Yani temelde gişede başarı için tasarlanmış bir seri bu, orası açık. Ama izleyici yağcısı bir seri olduğunu da söylenemez. Çünkü yine sıkı çalışma, sinema zanaatının incelikleri, bir çeşit “türden hoşlananlara hizmet verme” yapısı yok değil, bu bakılan her ayrıntıda gözlenebiliyor. “Bakın; iyi bir şeyler sunmaya, elimizden gelenin en iyisini yapmaya ve sizlere hoş vakit geçirtmeye çalıştık” gibi bir yaklaşım bu. Yani Alien ve Predatör yada Freddy ve Jason gibi mevcut kültleri/mitleri sömürerek, sırtını sadece onların isimlerine dayayarak, izleyiciyi aptal yerine koyarak para kazanma amacı güden bir tavır söz konusu değil. Her bölüm için ayrı bir emek, samimiyet var.
Bu son paragraftaki tespitime belki de katılmayacaksınız, şöyle bir ek açıklama daha yapayım; “adı MI olsun, millet nasılsa eşek gibi gelir bu filme, kakalayın abi!” gibi bir tavır söz konusu değil, bu yüzden ortaya çıkan işe bir saygı duyma ihtiyacı hissediyorum. Yani her bölüm, üzerine çok iyi çalışıldığını, özenle inşa edildiğini gösteriyor. Şahsen ben, serinin hayranlarından sayılmam. Ama De Palma ve Woo sinema tarihi için de önemli isimler. Abrams’ın MI 3 için tercih edilmesi, belirttiğim açılardan yine saygı uyandıracak bir tercih. Piyasada sayısız aksiyon yönetmeni var. Saçmalıklarla dolu hikayeleri, komedinin arkasına gizleyip, izleyiciye hoş vakit geçirtiyoruz diye ortada dolanan birçok proje var. İşte bu açılardan MI Serisi büyük bir farklılık sunuyor. Benzerlerinde daha kaliteli, daha özenli, cesur ve izleyicisine hizmet etme hissiyatını elinden bırakmamış bir seri olarak, MI Serisi’ni başarılı ve ilgiye değer bir seri olarak görüyorum.
Saygılar, iyi seyirler.