Izmir Sinema Ekibi
Ocak 08, 2009, 07:03:07 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: İzmirsinek toplaşması yakında..
İlk filmimiz http://sorgu.izmirsinek.com adresinde !

http://www.izmirsinek.com
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Final Fantasy The Spirits Within üzerine....  (Okunma Sayısı 212 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görkem
Moderator
Jr. Member
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 91


« : Mart 25, 2008, 11:48:28 ÖÖ »

Final Fantay The Spirits Within, gösterime girdiğinde bayağı bir konuşulmuş, önemsenmişti, bilmem hatırlar mısınız? Sadece bu film için dev bir stüdyo kurulmuş, toplam 140 Milyon dolara para harcanmıştı. (İlgililer bilir, bu, böylesine riskli bir işi için gerçekten inanılmaz bir rakam!) Tamamı bilgisayar ortamında yaratılmış ilk filmdi. Sektörün yeni yönünü belirlediğini falan iddia edenler olmuştu. Oyuncuların pabucu dama atılacak deniyordu vs. vs;. Artık film de, bu iddialar da unutuldu gitti denebilir herhalde. Filmin hala gösterimde olduğu zamanlarda yazdığım bu yazıyı bende bayağı zamandır okumamıştım ki, şöyle bir okuyunca unutulmasını neden normal karşıladığımı tekrar fark ettim. Belki birçok arkadaş, filmi yazıyla birlikte hatırlayacak. Dediğim gibi, o zamanlar yazmıştım, şimdi okuyunca biraz eski yüzlü duruyor gibi, kusura bakmayınız ama değiştirmek istemedim…..

Final Fantasy önem taşıyan -ya da taşıdığını düşünen- bir film. Sinema tarihinde diğerlerine göre "daha özel bir ilk" teşkil ettiği için kendisine farklı bakmamızı talep eden bir film. Yani iyi bir filmdir ya da kötü bir filmdir, senaryosu iyidir, karakterleri güçlüdür, yönetimi şöyledir, görüntü yönetimi böyledir, kurgusu.... Hayır, Final Fantasy kendisini özel ve önemli, bu değerlendirmelerden muaf görüyor.

Ve bu aynı zamanda bir meydan okuma. Kullanılacak animasyon tekniğinin ya da ortaya çıkacak sonucun mükemmelliğinin, izleyiciyi koltukta tutmaya yeteceğine, bunun saygı uyandıracağına inanıyor. Ve diğer filmlerle karşılaştırılmamayı talep ediyor. Yarattığı karakterlerle gerçeğe ne kadar yakın olunabildiği (sadece görsel olarak) konusunda ulaşılan son noktanın sunumu açısından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor. Bütün bu taleplerde bulunma hakkını kendisinde görmesinin temelinde şu var; Zor ve mukaddes bir amacı var.

Pekala, bizde bu kadar uğraşmışlar, para harcamışlar onların talebini yerine getirelim.

Hala fotoğraf gerçekliğinin yakalanmasına yakın değiliz. Zaten bunu iddia eden yoktur sanırım. Buna rağmen konuşmasından bakışına, yürümesinden öpüşmesine, kıyafetinden saçına şu ana kadar gördüğümüz en başarılı yapay insan bu. Aki üzerine farkettiğim eksiklikse, hüzünlü anlarındaki yüz ifadesi. Çok zayıf. Ağlamaya yakın bile durmuyor. Üzerine en fazla zaman ve enerji harcandığı söylenen o meşhur 60.000 telli saç ise yeterince gerçek değil ne yazık. Fazla bakımlı, taranmış ve kusursuz. Buna karşılık saç dalgalanmaları ve hareketleri mükemmel. Ama o kadar. Onun dışında gülüşünü, şaşırışını, mimiklerini takip etmek bile çok hoş. Güzel de bir kadın. Gülümseme Gerçeğe yakınlık konusunda yakalanan başarı ise vücut hareketlerinde gözlenebilir. Zıplayışı, yürüyüşü bazı sahnelerde gerçekle ayırt edilemeyecek kadar iyi. Diğer karakterlerde de benzer başarı sağlanmış. Yani gerçek insana en yakın yapay insanları izlemek, gerçekten çok keyifli. İtiraf edelim ki; yapay karakterleri gerçeğe en yakın hale sokma iddiasındaki filmi izlerken, birçok şeyden çok buna dikkat ettik. Eğer bunu yapmazsanız, -özellikle ayrıntılı içermeyen genel planlarda- filmin bir animasyon olduğunu unutabilirsiniz.

Söz konusu istilacı hayaletler. Küçüğünden büyüğüne. Alet/ekipman. Araçlar, gemiler gayet etkileyici.  Tasarımlar da başarılı.

Bu animasyon teknolojisine, ayrıntılı ve yaratıcı tasarımlara, bazı anlarda aksasa da gayet yeterli bir yönetim eşlik ediyor. Önce nerede aksadığını belirtmeye çalışayım; yönetmen bazı gerekmediği durumlarda da "bakın bunları da yapabiliyoruz" amacı ile çekimler yapmış. Ya da yaratılan ortamları sergilemek için. Ancak genel çizgide rahatsız edici olmadığı kabul edilebilir ve görmezden gelinebilir. Devinim sağlayan panlar, zoomlar, yakın çekimler, bazı sekanslarda hızlı kurgu filme oldukça renk katıyor. Belirttiklerimin hepsini filmin başında, yüzbaşının enfeksiyonunu Aki'nin tedavi ettiği sekansta görüyoruz örneğin.

Evet; yaratıcı tasarımlar, yeterli yönetmenlik, başarılı animasyon. Peki sonra?

İsterseniz trilyon dolar harcamış olun, isterseniz yüzelli yılınızı vermiş olun, isterseniz tüm filmi bilgisayar ortamında ister tuvalette çekmiş olun. Anlam taşımayan, izleyiciyi sürüklemeyen ya da etkileyici görselliğe temel oluşturacak bir hikayesi olmayan bir film başarılı olarak kabul edilemez.

Sinema sanatı kurgu ve fotoğrafla anlam yaratma sanatıdır. Eğer sanatsal kaygılarla değil de eğlenceli olmayı amaçladıysanız da -kesinlikle her sinemacının buna hakkı vardır ve bu da küçük görülecek bir amaç değildir- bunun kriterlerini belirleyen filmler vardır. Yıldız Savaşları gibi. Eğer anlam taşıyan ya da sürükleyicilik içeren bir hikaye edinemezseniz tüm bu şatafatın altı boş kalır. Uzun uzun açıklayabilirim iddiamı ama gerçekten özetleyeceğine inandığım gayet sıradan bir yorumum var: Herşey bilgisayarda yapılmışta n'olmuş?

Yani bunun çekilmiş yada çekilmesi planlanan filme ne katkısı var? Gördüğümüz, izlediğimiz, bizi etkileme amacı güden hangi ayrıntı normalde sağlanamazmış ta, bu şekilde sağlanmış? Bu soruya verilebilecek tek cevap Aki olabilir. Peki Aki'nin özenle tasarlanmış ve oynatılmış olması bu bütçe ve emeği haklı çıkarır mı? Bu açıdan izleyicinin tek kar'ı "demek animasyon ve efekt teknolojisinin durumu bu, iyi, güzel" diyebilmek. İyi denilebilecek yönetmenlikte altı boş'luğa kurban giderse ulaşılabilecek tek bir nokta ortaya çıkıyor: Filmin iddiası iyi bir sinema filmi olmak değil, animasyon teknolojisinde son nokta olmak.

Bu sadece işin teknolojik tarafına bakışım. Şu ana kadar sadece final fantasynin talep ettiği yaklaşımı getirdik. Birde herhangi bir sinema filmi olarak bakalım.

Senaryonun barındırdığı hemen her ayrıntı ve karakter ağzına kadar klişe ve sıkıcılık dolu. Görebileceğiniz tiplerin her biri daha önce yüzlerce kez gördüğümüz, artık sıkıldığımız hatta artık inandırıcı bulmadığımız karakterler/tipler. Örneğin şu general. Sanki amacı bu istilacıları değil de birşeylerini sevmediği profesörü ve yandaşlarını katletmek. Tepeden tırnağa kendi gibi yapay ve inandırıcılıktan uzak. Hiçbir sebeple saf "kötü". Ve klişeliği bu kadar bariz bir karaktere, yaptığı bir hata sonrasında "ne yaptım ben?" dedirtmek te ne? Bir anlam, bir derinlik yada vs. vs. katma çabası mı?

Aki ve yüzbaşı. Başta didişmeler sonra onun için hayatını feda etmeler vs. Aralarındaki bitmiş ve tekrar canlanması beklenen aşk. Görev aşkı, amaçları uğruna bir araya gelemeyen insanlar. Sonunda tabi ki dünyayı kurtaran adam ve ardında bıraktığı sevgilisi. Daha fazla klişe içeren bir film uzun zamandır görmedim.

Birbirine bağlı bir ekip. İlla bir afro-Amerikalı, -Aki yalnız kalmasın- erkeksi bir bayan, çokta kabadayı olmayan ama teknik konulardan iyi anlayan biri daha. Karakterler üzerine söyleyecek söz bulamıyorum. Gerçekten çok klişe ve bilinen tipler bunlar. Ve bir animasyonda oluşumuzu göz önüne alırsanız var olan herşey diğer filmlere oranla daha da bilinçli olarak yaratılmış oluyor. Yani bu kişilerin sahip oldukları herşey bir tercih. Buna ayrıca değineceğim.

Ucuz replikler, kötü espriler, çocuksu tavırlar, küsmeler vs. karakterlerin sıradanlığını ikiye katlıyor. Şu an aklıma gelenler; Aki yüzbaşıya "adamların" diyor. İçlerinden birisi hanım askere "seni erkek sandı" diyor. Aki'nin ruhlardan birini aradığı, yanına yüzbaşının geldiği ve biten aşklarının kritiklerini yaptıkları sekans, orada Aki'ye yüklenen oyunculuk. Gerçekten çok kötü.

Hikayeye gelince. Önce "neler oluyor, açıklayalım" kısmı. Sonra "iyi taraf/kötü taraf" ayırımı, "heyecan katalım" işlerin kötüye gitmesi kısmı ve final.

Herkesin birileri kurtulsun diye, görev tamamlansın diye ölmesi, siyahi dostlarını arabada bırakmak zorunda kalmaları, onunda ölürken bile dostlarına yardım etmek için yırtınması (kanının son damlasına kadar savaşmak vardır ya hani), hemen herkesinde diğer birinin gözleri önünde ölmesi. Bütün bunlar bariz bir duygu sömürüsüne ve kahramanlık gösterisine işaret ediyor.

En küçük bir zeka parıltısı görülmeyen bir hikaye. Hani bilindik bir şey olsa da, güçlü bir düşmana karşı zayıf durumda olan iyi adamlar zekice bir plan yaparlar ve galip gelirler. Hadi bu yok, o koskoca, kendini aksiyon filmde sanan sekansta neler oluyor ki? Tüm sekans kaçışlarını anlatıyor.

Rüya görme sekansları ve istilacıların istilacı değil de (zavallı?) dünyalarını kaybetmiş yaratıkların hayaletleri olması önem verilen ayrıntılardan ikisi. Rüyalar tam olarak neye hizmet ediyor? İstilacılar hayalet oluyor da ne oluyor? Yani aslında kötü kalpli olmayan kalpsiz hayaletler mi onlar? E neden katlediyorlar bizi? Aki bunun üzerine "dünyalarını kaybetmişler ve bu yüzden sinirliler" diyor? Sinirli ve kızgın bir hayalette ne demek? Ve sonrasında birinci, üçüncü, beşinci ruh alma, katma da ne? İstilacılar hayalet ve ruh birleştirme gibi hiçbir açıklaması mantığı olmayan -ki filmde de yüzbaşı bunu anlayamadığını söylüyor- bir yolla püskürtülüyorlar ya da dönüştürülüyorlar. Bu hangi zekanın eseri. Gaya dedikleri gezegenin ruhu kavramı diye bir şey var ortada. Anlamı, sebebi, açıklaması ne? İhtiyaç duyulan son ruh hayaletlerin birisiymiş. Ve anlaşıldığı kadarıyla Akinin içerisinde bulunan, istilacılardan biri olan enfeksiyon halindeki ruh bu. Yüzbaşı onun elini tutuyor. Onun içerisindeki ruhu önce kendisine ve hayatı ile birlikte o en büyük istilacıya enfekte -böyle diyelim- ediyor. Kırmızı hayalet maviye dönüşüyor. Vs. vs.

Filmde olanlar ve sebepler hiçbir kaynağa, mantığa dayandırılmıyor ve açıkta kalıyor. Zaten dikkat edilirse -bu sorunu yönetmende fark etmiş ki- sadece olan bitenin seyirciye aktarılması için filme eklenmiş birçok çekim ve beraberinde replik var. Olanların 2065'te süregitmesi, filmi anlamlı ve mantıklı olmaktan muaf tutmaz. Buna rağmen film uzak -o kadarda uzak olmamasına rağmen- gelecekte geçen bir bilim-kurgu oluşuna gösterilebilecek anlayışı sömürüyor.

Senaryo üzerine söyleyebileceğim bir tane iyi şey var. Bir tek replik: "Savaştayız. Artık hiç kimse genç değil". Yani, eğer inandırıcı ise anlamlı.

Şimdi, filmle ilgili büyük maliyet rakamlarından söz ediliyor. Yani dev bir ekip ve stüdyo kuracaksınız, yüz küsür milyon dolar düzeyinde para harcayacaksınız, büyük emek sarf edeceksiniz ve tüm bu varlığı salak saçma bir senaryoya kurban edeceksiniz. Ben bunun olamayacağını düşünüyorum. Yani, görsellik üzerine bu kadar özen gösterilecek ve tüm film buna dayandırılacak. Ben bunun altında başka bir şey olmalı. Şöyle ki;

Filmde yerdiğimiz hemen herşeyin bir tercih olabileceği ihtimali. Yani klişe tipler, inandırıcı olmayan hikaye ve senaryo. Amaçsa şu olabilir; ilgiyi Aki'nin gözlerine, saçına, öpüşmesine çekmek. Yani soluk soluğa izlenecek, üzerine kafa yorulacak bir bilim kurgu-aksiyon yerine görsel ayrıntılara dikkat edilecek bir bilim kurgu-animasyon. Sergilenmek istenen şey sinemasal anlamlar ve sürükleyicilik değil, animasyon teknolojisinin ayrıntıları, kapasitesi/kabiliyetleri. Ridley Scott'ın 2001 Uzay Macerası'nı gördükten sonra bilim-kurguya ilgi duymuş olması gibi, birilerinin bu filmi izleyip animasyona ilgi duymasını sağlamak (mukaddes amaç: öncülük). Dikkati başka yerlere çekecek herhangi bir şey olsun istenmemiş sanki. Aslında dışarıdan bakıldığında dünyasını kaybetmiş, ölmüş uzaylılar, onları bizim yanlış anlamış olmamız, dünyanın ruhu gaya, (Ki izleme şansınız oldu mu bilmiyorum, Final Fantasy 7/Advent Children'da da Gaya'yı çağrıştıran bir "yaşam akıntısı" var ve bu filme çok şey katıyor. Oyun meraklıları ayrıntıları/bağlantıları daha net görmüştür) ruh birleştirme. Bunlar daha önce pek benzerine rastlanmamış, çok ilginç ayrıntılar. Bir animasyona felsefik, duygusal ögeler katmakta gayet mantıklı. Ancak film bu ilginç fikirlerini kullanmaktan fazlasıyla aciz. Çünkü belirttiğim ilginç fikirler derin analizler ve açıklamalar gerektiren ayrıntılar. Ve muhtemelen bunların üzerine gitmek, içeriği fazla dolduracağı, kafaları karıştıracağı ve süreyi uzatacağı için tercih edilmemiş. Bunu kabul etmezsek "bu kadar parayı, zamanı, ekibi harcayanlar akıllı bir senarist bulamamışlar"ı kabul etmek zorundayız. Ki filmin oyun uyarlaması olması sebebiyle hazır bir şablon da var. Yapılacak tek şey, işi dramatik yapıya adapte etmek.

Ve yazımın ilk satırlarında yaptığım yorumları bu tespitlerden meyil alarak yaptığımı belirtmek istiyorum. Ve eğer, Final Fantasy'nin kendi üzerine fikirleri, kendine olan bakışı üzerine tespitlerim ucundan da olsa doğruluk taşıyor ise çok daha vahim bir noktaya geliyoruz.

Animasyon teknolojisinin gelişimi malumunuz. Ve Oyuncak Hikayesi'nden bu yana hemen her animasyon ilgi görüyor, başarılı bulunuyor ve takdir ediliyor. Buna göre yapılan animasyonlarının sayısının artacağını düşünmek kainlik sayılmaz.

Final Fantasy'nin bulunduğu konum ve içerdikleri dolayısı ile şöyle bir sonuç çıkıyor ortaya: filmin yaratıcıları günümüz sinemasını, hatta sinema sanatının içerisinde bulunduğu noktayı düşük, alçak ve yavan buluyorlar. Yaptıkları filmi, sinema sanatının güzellikleriyle değil kendi görsel yaratıcılıkları ile doldurma eğilimi göstermişler. Bunun daha çekici ve güçlü bir etki yaratacağına inandıkları için. Ve animasyonun sinema sektörünü fethedeceğini düşünüyorlar. Hatta bu konu üzerine şüpheleri yok.

Bu kadar parayı ve emeği, bu seviyede senaryo, fikir ve anlam yoksunu (kısaca senaryo) bir filme yatırmalarına başka bir açıklama bulamıyorum.

İzleyen herkes farkında ki film öyle eğlendirici bir animasyon değil. Tam bir kıyamet sonrası bilim-kurgusu. Eğlendirici değil (bol aksiyon, korku, komedi olmadığına göre) düşündürücü değil (çünkü düşündürücü olabilecek ayrıntılar irdelenmiyor, derinleştirilmiyor), tiplerin klişeliği dolayısı ile inandırıcı ve paralelinde duygusal da değil, e peki bu filmin amacı ne? İzleyici üzerinde bırakmayı hedeflediği etki ne?

Ve bir filmi eleştirirken soracağımı kırk yıl düşünsem tahmin edemeyeceğim bir soru geliyor aklıma: Tamamen bilgisayarda film yapacak imkana sahip olunduğu/ulaşıldığı için yapılmış olmasın bu film? Yani bir hikaye, senaryo, fikir bunu gerektirdiği için değil de..... Bir yapımcı, efektçi, yönetmen ekibi arasında şöyle bir diyalog geçtiğini düşünün: "Şu an elimizde %100 bilgisayardan film çıkaracak teknoloji var. Var mısınız böyle bir film yapalım? Hadi millet, hurraaa!". "E senaryo yok?". "bir şeyler karalarız".

Göz önüne alınması gerektiğini düşündüğüm bir nokta daha var. Film, Japonya-ABD yapımı olsa da esas yaratıcılar Japon oyun tasarımcıları. Filmin yönetmeni Hironobu Sakaguchi zaten filmin uyarlandığı oyunun yaratıcısı. Japonya, tüm dünyada animeleriyle ün salmış, sektörü derinden etkilemiş bir ülke değil mi? Ghost In The Shell gibi felsefik/bilim-kurgu/aksiyon başyapıtına (Akira'lar, Steamboy'lar, Cowboy Bebop'lar) sahip bir ülke değil mi? Sakaguchi, nasıl oluyor da bu güçlü akımın destekçisi olma eğilimine girmiyor? Teknolojik ve görsel olarak devrim olan bir filmi, nasıl oluyor da bu kadar haysiyetli bir gruba dahil etmiyor, o akımın 2000'li yıllardaki uzantısı olmuyor? Görsel yada tematik hemen hiçbir bağlantı bulamadım. Tenezzül etmiyor gibi aptal bir yaklaşımı kabul etsek bile hiç mi etkilenmemiş bu akımdan? Yoksa hiç anime izlememiş mi?

Nerden gelirsem geleyim aynı -filmin yapılma sebebi/amacı/kaynağı- duvara çarpıyorum. Ve bu engelde Final Fantasy'yi "tatminsiz" bir film yapmaya yetiyor da artıyor bile: Tek amaç animasyon teknolojisinin geldiği seviyeyi göstermek.

Eğer amacınız bu ise filmin çekim belgeseli, filmden çok daha iyi ve ilgi çekici bir film olurdu.
Logged
Izmir Sinema Ekibi
« : Mart 25, 2008, 11:48:28 ÖÖ »

 Logged
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!