Izmir Sinema Ekibi
Ocak 08, 2009, 04:01:29 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: İzmirsinek toplaşması yakında..
İlk filmimiz http://sorgu.izmirsinek.com adresinde !

http://www.izmirsinek.com
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Senaryo Yazım Aşamaları ( Sinopsis,Tretman, Senaryo )  (Okunma Sayısı 1719 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Turkishstyle
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 671



WWW
« : Mart 24, 2008, 06:48:11 ÖS »

Sürekli karşılaştığım bir duruma açıklık getirmek istedim. Senaryo diye bildiğimiz filmin yazıya dökülmüş halini yazmak için birkaç aşama gerekmektedir. Böyle şeylerin kesin kurallarını kimse koyamaz ancak genellikle kullanılan teknikler vardır ve ustalar tarafından böyle teknikler tavsiye edilir. Bende bu tavsiyeleri bildiğim kadarıyla size aktarmaya çalışayım.

Aklımıza gelen hikayenin kabataslak yazımına sinopsis denir. Sinopsis bir hikayenin özünü kısaca yazmaya denir. Sinopsis dialog barındırmaz, hikayedeki ayrıntıları hikayenin özünü algılamayı zorlaştıracak detayları içermez. Genelde bir kısa film sinopsisi yarım veya bir sayfa olabilecekken uzun metrajda bu uzunluk artabilir. Yapımcılarla bir proje üstünde konuşurken sinopsis götürülür proje yapımcının aklına yatarsa tretman yazımına geçilir. Sinopsis örneğini sitedeki Bizim Park projesinde görebilirsiniz. Biraz aramayla konu hakkındaki detaylara kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Bir yol haritası olması nedeniyle oldukça önemlidir.

Tretman aşamasına geçildiğinde projenin detayları belirli demektir. Tretman yazarken hala oturmamış detayları yazarken netleştirme imkanı vardır. Konuşurken beynin bir sürü şey düşünüp birine adapte olamamasından ötürü bu tip işlerde yazmak ve yazarken düşünmek önemlidir. Çünkü yazarken beyin daha kontrollü bir şekilde düşünür. Tretmanda detaylı bir şekilde hikaye anlatılır. Olaylar, ayrıntılar yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. Olay örgüsü, hikayenin işlenişi doruk noktaları netlik kazanmaya başlar. Uzunluğa göre değişebileceği gibi yaklaşık 20 sayfalık bir senaryo için 2-3 sayfa tretman yeterlidir.

Son olarak senaryo aşamasına geçilir. Sinopsis ve tretmanla birlikte alınan yol sayesinde belirlenen ayrıntılar netleşir. Dialoglar yazılmaya başlanır. Senaryo son halini alır. Bu hali aldıktan sonra yönetmen " çekim senaryosunu " ekibiyle birlikte hazırlar. Ekibin bazı üyeleri çekim senaryosuyla projeye hazırlanırken, bazılarına senaryo yeterlidir.

Kısaca böyle özetlemeye çalıştım.
Logged
Izmir Sinema Ekibi
« : Mart 24, 2008, 06:48:11 ÖS »

 Logged
ozan
Çalışkan Üye
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 291


« Yanıtla #1 : Mart 24, 2008, 07:13:24 ÖS »

çok sağ olasın ama 2. aşamayı pek anlamdım.
Logged
Turkishstyle
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 671



WWW
« Yanıtla #2 : Mart 24, 2008, 07:53:34 ÖS »

Tretman için senaryonun özeti diyebilirim. Geniş bir şekilde olayların gidşatını, hangi sırayla olduklarını, nerde ve ne zaman geçtiklerini yazabilirsin. Sinopsisten bir sonraki admı olarak düşüneiblirsin. Bazen geliştirme senaryosu diyede geçer. Örnek olması açısında Umut Aral'ın Çarpışma isimli kısa filminin tretmanını buraya ekliyorum.

>> Muşta sigarasını yakar, saatine bakar. Bir martı çığlık atar. Bir vapur düdüğünü öttürür. Haydarpaşa Garı’ndayız.

>> 2 göz gezinir. Bir kadının kolundaki açık çantaya kitlenir. Yankesici Ali yine iş peşindedir.

>> Bir çift ayak vagondan iner. Elde koca bir bavul, Cem etrafı tedirgin gözlerle süzer.

>> Ali önündeki kadını takip ederken hemen yolun diğer tarafındaki arabasına dayanıp sigarasını tüttüren polisi gözucuyla süzer. Polis memuru sigarasından derin bir nefes çeker.

>> Büyük varaklı mobilyalarla döşenmiş bir ofis görürüz. Türbanlı bir kadın çay servisini yapmış odadan çıkmaktadır bir adam koşarak odaya daldığında. Oda Konyalı’nındır. Adam eğilir, Konyalı’ya kötü haberi verir.

>> Cem kalabalıkta bir gar görevlisi görür. Bavula daha sıkıca sarılır.

>> Garın ana kapısı açılır. Boşalan tren yolcuları. Muşta çıkanları süzer.

>> Konyalı aldığı haber karşısında çok sinirlenmiştir hatta haberi getiren adamın kafasının masasını çarptırır, telefona sarılır.

>> Ali polisi gözucuyla bir kez daha süzer. Polisin ağzındaki sigara düşer. Polis üstünü temizlemek üzere eğilir. Ali önündeki kadının çantasına elini daldırır.

>> Bir evde bir faxtan Cem’in resmi çıkar. Muşta telefona “Haydarpaşa Garı. Saat 4. Tamamdır” der. Konyalı telefonu kapatır.

>> Bu sırada cüzdanı çalınan kadın bağırır. Ali kaçmaya başlar. Polis memuru da peşinden koşar.

>> Cem garın ana kapısından çıkınca şöyle bir İstanbul’a bakar. Muşta onu görür, cebinden bıçağını çıkartır. Ali koşarak köşeyi döner. Cem gürültüden tedirgin hızlı adımlarla merdivenleri iner. Muşta da peşinden gider. Ali, Cem ve Muşta çarpışır. Cem’in bavulu havaya fırlar. Polis bavula bakar.

>> Konyalı odasında bağırır: “Beni soyacak adam anasının karnından doğmadı lan!”

>> Paf! Bavul açılır. İçindeki binlerce dolar etrafa saçılır. Bu sırada herşey ağırlaşır. Ali hikayeyi anlatmaya başlar. Kadere inancından, bu olayında kaderin bir oyunu olduğundan bahseder.

>> “Tesadüf nedir? Olmayacak bir şeyin olması mı? İki kişinin koşarken çarpışması tesadüf müdür? Ya üç? Peki ya üç sabıkalının çarpışması tesadüf müdür? Yoksa kader mi? Yani bunun felsefesini yapacak çapta biri değilim belki ama hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmam. Mesela bizimde o güne kadar kendimize ait birer hayat çizgimiz vardı. Ne olduysa oldu, üçünün çizgisi birleşti, bir oldu. Bu Muşta. Bu Cem. Bu da ben yani Ali. Dedim ya, o çarpışma hepimizin kaderini değiştirdi. Eğer biraz daha dikkatli olsaydı; o polisinde kaderini değiştirebilirdi. İstanbul’un en büyük suç şebekelerinden birini daha kurulmadan durdurabilirdi. ”

>> Polis üçlüye doğru bir adım atar ancak hemen önünde uçuşan paraları yakalamaya çalışan birine çarpar, takılır. “Ama bugün onun günü değildi!”

>> Sonra bir vapur düdüğü öter. Üçlü birbirine şöyle bir bakar ve iskeleye koşar. Polis memuru paralara mı onlara mı koşacağını bilemez; üçlü kaçmıştır…

>> Gemideyiz. Üçlünün ellerinde üç çay, yüzlerinde beraber kurtulmanın verdiği bir gülümseme. Ali hikayesine devam eder. Bu beraberliğin nasıl ilerlediğini, ne kadar çok para kazandıklarını anlatır. Cem planları yapmakta işin organizasyon kısmıyla ilgilenmektedir; Muşta ise işin kaba güç gerektiren bölümleriyle; Ali ise işin kilit noktalarını çözmek için gerekli anahtar, kart, vs gibi şeyleri aşırma işleriyle ilgilenmektedir. Kendisinin ne kadar çok işe yaradığından bahseder. Hayatı değişmiştir. Küçük bir yankesiciyken kısa bir süre sonra hatırı sayılır, gazete manşetlerinden inmeyen bir suç şebekesinin üyesidir. Taa ki...

>> Cem büyük bir iş fikriyle ortaya çıkar. İşin sonunda hiç kazanmadıkları kadar çok para vardır. Planın yapıldığı gece Muşta Ali’yi kenara çeker ve Cem ile olan geçmişinden bahseder. Fikri çok değişmiştir ve Cem’i öldürmesi için verilen görevin artık bir önemi yoktur. Üçlünün devamı onun için herşeyden önemlidir artık; o yüzden de geçmişini temizleyip Konyalı’yla olan hikayeyi bitirmek niyetindedir. Ali Muşta’ya bu planında yardım edecektir.

>> Gece terkedilmiş bir iskele. Muşta Ali ve Cem’i bekliyor. Muşta’nın önünde deri içi para dolu bir bavul. İkili geliyor ve ellerindeki para dolu bavulları ve maskelerini atıyorlar. Belli ki büyük bir iş bitirmişler. Üçlü kahkahalar içerisinde. Bir anda köşeden Konyalı ve adamları çıkıyor elinde silahlarla. “Ooo kimler buradaymış. Bir tarafımda beni soyan diğer tarafımda beni aldatan ve onların küçük prensleri... Gerçi mekana pek uygun değil ama ne demiş Hz. Muhammed: Ademoğlunun bir vadi dolusu hurma ağacı olsun bir mislini daha ister sonucu Ademoğlunun gözünü ancak toprak doyurur” Üçlü stres içerisinde silahlarını çeker. Kaos. Konyalı da Ali’ye “Ne demek bu şimdi? Bizi sen çağırmadın mı?” diye sorar. Cem tedirgin bir şekilde Ali’ye döner. (Ali’yi telefonda görürüz. “Kaynakça iskelesi Salı saat iki.” Telefonu kapatır döner, kafasıyla Muşta’ya OK der.) Ali bu soruya “Evet ama niye çağırdığımı söyledim mi?” diyip gülümsemeyle silahını Konyalı’ya yönlendirir. Muşta ise aniden silahının yönünü değiştirerek “Evet söylemedin çünkü sen de bilmiyordun Ali.” ve ardarada Cem’e ateş eder. Cem kanlar içinde yere yuvarlanır. Herkes şaşkınlık içindedir. Ali korkudan ve şaşkınlıktan dili tutulmuş bir biçimde kekeleyerek “Naaptın abi?” der ve geri geri yürüyerek elindeki silahı yere düşürür. Muşta soğukkanlı bir şekilde Konyalı’ya dönüp “Ben asla işimi yarım bırakmam Konyalı. Kimseyi de aldatmam alimallah.” Ali şaşkınlık içerisindedir: “Naaptın abi sen? Böyle konuşmamıştık. Hani geçmiş? Ne yaptın? Bittik abi, bittik biz.” Muşta: “Uzatma lan seni de indirmeden çıkart şu ceset torbasını bagajdan. Bak kime niye niyet kime kısmet”.” “Ne torbası?” “Yürü lan bagaja!” Ali fırlar bagajı açmaya. Konyalı Muşta’ya yaklaşır: “Afferin lan sana. Allah için bir ara harbi aldatıldım sanmıştım ama sağlam adammışsın Muşta. Sevdim seni.” Muşta, “Verdiğim sözü gözünün önünde yerine getireyim dedim Konyalı. Hadi bakalım sen de sözünü tut. Şu paramı alayım.” diyerek sırıtır. “Tabii, tabii alacaksın paranı...” derken Konyalı sinsi bir hareketle yanındaki adamlardan birinin belindeki silahı alır ve ceset torbasının içindeki Cem’e iki kurşun daha sıkar. Muşta ve Ali donup kalmıştır. Ali: “Kasparov’un kimi maçlarda 50 hamle ilerisini görebildiğini duymuştum. Ama biz iki hamle ilerisini bile göremedik. Şah mat. Bizim plan mantarladı.” Konyalı: “Noooldu beyler? Betnizi benziniz attı bakıyorum. Ölü adamın vurulmasına mı üzüldünüz yani bu kadar Muşta, ha?” Muşta birşeyler geveler ama lafı doğrultamaz. Ali zaten şoktadır. “Yer miyim lan ben bu numaraları sıçtığım boklar! Film mi çekiyoruz burda? Yok adam ölecek dava kapanacak, yok ya!” der ve Muşta’nın göğsünün ortasına bir kurşun sıkar. Muşta Ali gözleri önünde yere yığılır. “Ya işte böyle karnından işettirirler adamı Muşta.” Ali korkudan altına işemiştir. Birşeyler geveler, Konyalı susturur. Kolunun altına alıp bir baba gibi konuşmaya başlar. “Bak Alicim, evladım, cömert Allah’a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır. O yüzden sana cömert davranacağım. Seninle bir işin yok. Benim hesabım Cem’le Muşta’ylaydı onu da hayırlısıyla kapattık.” Adamları bavulları toplamakta, Muşta’nın cesedini de torbalamaktadır. “Hayırlı bir kula benziyorsun Ali, silin bu alemden. Ben seni unuttum bile...” der ve Ali’yi yollar. Ali uzaklaşırken torbaların denize atıldığını görür. Koşarak uzaklaşır.

>> Başka bir gün... Ali bir yerde sigara içip gazete okumaktadır. Ne yaşanırsa yaşansın bu işten de sıyrılmışlığı verdiği rahatlık içerisindedir. Sigarasının külü gazetenin üstüne düşer, onun temizlerken bir haberle karşılaşır. “Üç silahşörlerin hazin sonu: Polis iki kişinin zanlısı eski sabıkalı yankesici Ali Akar’ı arıyor.” Yanda Ali’nin vesikalık resmi. “Orospu çocuğu.” Ali sigarasını atar, gazeteyi kolunun altına alarak yürümeye başlar. Tedirgindir. Kadere olan inancını yitirdiğinden, herşeyin onun gibiler dışındakiler tarafından önceden ayarladığından bahsederken birine çarpar. Bu Haydarpaşa’da gördüğü polis memurudur. Memur bunu tanır, o da memuru. “Belki de o kadar çabuk karar vermemek lazım.” Ali koşmaya başlar, peşinden de polis memuru... Kalabalığın arasında bir kovalamaca başlar. Bu sırada aniden bir araba sokaktan çıkar. Ali koşarken sokağa çıkmakta olan arabanın kaportasının elleriyle tutup çarpmasın diye kendisini korumaya çalışır. Gözlerini kaldırdığında gördüklerine inanamaz, çünkü arabanın içinde oturanlar kılık değiştirmiş Cem ve Muşta’dır...

“Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir ya da herşey koca bir tesadüf...”

_Çarpışma_
Logged
ozan
Çalışkan Üye
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 291


« Yanıtla #3 : Mart 25, 2008, 07:04:25 ÖS »

sağ ol Ahmet abi
Logged
Izmir Sinema Ekibi
« Yanıtla #3 : Mart 25, 2008, 07:04:25 ÖS »

 Logged
Turkishstyle
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 671



WWW
« Yanıtla #4 : Mart 25, 2008, 08:37:07 ÖS »

Rica ederim. Umarım bu terimler , teknikler senaryo yazma işinin ciddi bir disiplin olduğunu anlamamıza ve bu konuda kendimizi geliştirmek için neler yapabileceğimizi araştırmaya vesile olur. Unutmayalaım ki bunun gibi onlarca teknik var, hepsininde araştırılıp öğrenilmeye değer olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Logged
murat
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #5 : Temmuz 19, 2008, 10:41:44 ÖÖ »


Burada en önemli konu bence yazdığınız senaryoyu bitirmek. Yani önce sinopsis (hikayenizi) yazıyorsunuz, sonra onu hikaye +plan (sahne sıralaması taslağı) haline getiriyorsunuz, sonra da senaryonuzu yazıyorsunuz.

Senaryo formatı konusu önceleri beni de çok tereddütte bırakmıştı ama zamanla anladım ki yönetmenler, yapımcılar kendi senaryolarını çekmeye eğilimli olduklarından bağlantılarınız yoksa hangi formatta yazarsanız yazın senaryolarınız çekilemeyebilir (üzülerek söylüyorum diyeyim bari). İki format söz konusu biri konuşmaların sayfanın ortasına, hareket ve çekim bilgilerinin ise normal olarak sayfa genişliğinde yazıldığı format (Amerikan), bir de sayfayı uzunlamasına ikiye ayırıp hareket ve çekim detaylarının sol tarafa konuşmaların sağa yazıldığı format.(Türkiyede dizi çekimlerinde daha çok bu format kullanılıyor).   

Yönetmen veya yapımcı ihtiyaç duyarsa bu çalışmanızı daha da geliştirerek story board (bir anlamda senaryonun hangi açılarla çekileceğini gösteren çizgi hikaye) haline getirebilir veya çekim senaryosu (hangi sahnenin hangi kamera açılarıyla, kamera hareketleri ile çekileceğini gösteren genişletilmiş senaryo) haline getirebilir. Bir kısa film senaryomun çekim senaryosu şekline getirilmiş örneğinin linki aşağıda, yapım için düşünenler irtibata geçmek suretiyle senaryoyu kullanabilirler.   

http://www.simplyscripts.com/scripts/delininderdi.doc
Logged
silencio
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 48


« Yanıtla #6 : Temmuz 20, 2008, 08:49:56 ÖS »

Bu konuda önerebileceğiniz kitaplar var mı?
Logged
Izmir Sinema Ekibi
« Yanıtla #6 : Temmuz 20, 2008, 08:49:56 ÖS »

 Logged
Turkishstyle
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 671



WWW
« Yanıtla #7 : Temmuz 20, 2008, 10:18:57 ÖS »

Forumdaki kitaplar bölümünde bazı kitaplar hakkında bilgiler var,göz atarsanız kitap seçiminizde yararlı olabilir.Bende okuduğum diğer kitapları en kısa sürede oraya eklemeye çalışacağım.
Logged
Turkishstyle
Administrator
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 671



WWW
« Yanıtla #8 : Ağustos 04, 2008, 04:24:55 ÖS »

SENARYO YAZIMININ AŞAMALARI VE TANIMLAR:

Hepimizin çok iyi bildiği gibi, sinema ve televizyon alanında bir senaryo, çeşitli sinemasal (sinematografik) aşamalardan geçerek ortaya çıkar. Fakat bu
aşamaların tanımları konusunda, gerek akademik, gerekse sektörel üretim ilişkileri içinde, tüm dünyada bir tanımlar karmaşası vardır. (Örneğin “sinopsis”, “özet”, öykü”, “film öyküsü”, “öyküleme” tanımları, hacimleri de birbirlerine karıştırılarak, birbirlerinin yerine kullanılır.)

Senaryo yazım aşamalarını, yeniden tanımlamamızda çeşitli yararlar olacaktır. Bu yazım aşamaları için,

Genel olarak;
- - Her aşama, yaratıcısının özgünlüğünü barındıran özgün bir söylemdir.
- - Aşamalar neyse odur ve birbirine kısaltılamaz veya uzatılamazlar. (Yani bir öykü özetlenerek sinopsis yazılmaz. Bir sinopsis de uzatılarak öykü(leme) haline getirilemez.)
- - Her aşama, birer yaratım aşaması olduğu kadar, üretim içinde ayrı ayrı kişi veya kurumsal ilişkilere tekabül ederler.

demek mümkündür. Bu aşamaları, FSEK ve hukuksal içtihatları de dikkate alarak,

Bir sinema filmi için senaryonun yaratım ve yazım aşamalarını;
Fikir, synopsis, film öyküsü, sahneleme(treatment) ve diyalog yazımı olarak,

Bir TV dizisi için senaryo yaratım ve yazım aşamalarını;
Fikir, Çerçeve Öykü, Bölüm Öyküsü, Bölüm sahnelemesi (tretmanı), Bölüm Diyalog Yazımı” olarak kabul edebiliriz.

Sayın üyemiz, hepimizin çok iyi bildiği bu aşamaları, belli bir akademik ve hukusal format oluşturmak için, üretim ilişkileri içinde bir kez daha tanımlamamız gerekiyor. Bu nedenle;

1) FİKİR


Fikir, bir içeriğin biçimlenmiş çekirdeği veya özüdür. Bir sanat eseri için bu öz, bir eser ortaya çıkartma potansiyeli barındıran “özgün bir temel nüve”dir. Bu nüve sanat eseri olmayan diğer düşün ürünleri için “ ana fikir” olarak ifade edilir. Bilimsel/ideolojik ana fikirler bir “açıklama”, estetik/sanatsal fikirler ise yapısal bir “açımlama” gerektirirler.

Uluslararası hukukta fikri mülkiyetler, konu ve nitelikleri açısından irdelenirler. Bu irdelemede fikrin, “Özgün” ve “Yaratıcı İnsan Zekası”na dayanması esastır. Şüphesiz bilim ve kültür eserleri için de benzer ölçütler aranır, fakat sanat eserinin, öz ifadesinin sanatsal bir açımlanma potansiyeli barındırması gerekir.
“Açımlama” sözcüğü burada tam da bir tohum gibi iki yanlı olarak eseri biçimler. Bir yayadan eseri biçimleyerek tüm eserin bütününe yayılır, ona ruhunu verir; bir yandan da yayılan eseri diğerlerinden ayıracak şekilde daralır, özelleşir. Bu da ancak o fikrin temel olduğu özel sanat alanının (sinema, edebiyat, vb.) yapısal kuruluşununun temel kavramlarına bir açımlama getirmesi ile mümkündür. Bir sanat eseri, senaryo/film için bunlar; Konu (Tema) ve Olay Örgüsü’dür. Bunu bir örnek üzerinde açıklamakta yarar var.

Şüphesiz Konular evrenseldir ve herkesin aklına gelebilirler. Yani, “Hz. İsa’nın Son Akşam Yemeği” bir konudur ve birçok ressam tarafından işlenmiştir. Fakat Leonardo da Vinci yaptığı tabloda konu içinde “güven ve “ihanet” temalarını ele almıştır. Dolayısıyla konu hem açımlanmakta, hem de özelleşmeye başlamaktadır. Fakat “güven” ve “ihanet” de evrensel temalardır. Fakat onları da Leonardo’nun tablosunda özel kılan, donmuş o anı anlatan kompozisyonun “olay örgüsü”dür.

2. SİNOPSİS
Sinopsis, Yunanca, “İlk bakışta okunabilen” demektir. İyi bir sinopsis mümkün olduğu kadar kısa yazılandır.

Sinopsis, genellikle “öykünün özeti” olarak kullanılsa da bu eksik bir tanımlamadır. Çünkü tanımın, senaryo/film projesinin üstünde gelişeceği özgün bir “fikir” ifadesini de kapsaması gerekmektedir. Bu anlamda;

Sinopsis: Bir senaryo/filmi ortaya çıkartacak özgün bir “fikir”in, temel konu, tema ve “olay örgüsü”nü, ilk bakışta ve kısaca okutan, sinematoğrafik bir söylem olarak tanımlanabilir. (Bir benzetme yapmak gerekirse, Sinopsis “filmin kolaj bir resmi” gibidir.)

Not: Kalıplaşmış bir deyim olarak “Olay Örgüsü” uzun bir film için aslında “Olay-lar-ın Örgüsü”, kısa filmler için “Bir olay ve o olayı ortaya çıkartacak durum-olay anlar” olarak anlaşılmalıdır.)

Sinopsis, üretim ilişkileri içinde, bir senaryo/film projesinin sunum metni olarak kabul edilir ve jeneriklerde (pek) yer almaz. Bilindiği gibi, “Destekleme Yasası”nda proje başvuruları için de, “en az 1 en fazla 2 sayfa” sinopsis istenmektedir.

Batı’da, çeşitli proje geliştirme buluşmalarında, çok daha kısa ve anahtar “üç cümle” (three lines) ile ve/veya 8-10 satırı geçmeyen bir kısa sunumla istenmekte ve kısalıkta ilgi çekmeyen projeler okunmamaktadır! Bu tam da (yukarıda tartıştığımız” özgün fikrin ne olduğuna cevap veren “üç cümledir” Bu bir anlamda da, bitmiş bir senaryo/filmi, bir başka kişiye, en kısa biçimde ifade etmektir.

Meslek haklar ve ilkelerimiz çerçevesinde Sinopsis, bir senaryo/filmi “ilk bakışta okutabilen” özgün bir eser olarak kabul edilebilir.


3. FİLM ÖYKÜSÜ (ÖYKÜLEMESİ)

Akademik olarak; “Yeni öykü yoktur, yeni öyküleme vardır” diye bir tanım vardır. Çünkü bir öykünün özgünlüğü, ancak onun özgün bir “fikir” çerçevesinde ve özgün bir “olay örgüsü” ile yeniden öykülenmesiyle mümkündür. Kullanılagelen “Film Öyküsü” deyimi kalıplaşmış bir deyimdir ve aslında “Film Öykülemesi” olarak anlaşılmaktadır.
Bu anlamda;

Film Öyküsü; Belli bir toplumsal formasyonun (yaşantı), yeteri kadar ayrıntılı soyut/somut bir dramatik bir olay örgüsünün, özgün bir “fikir”, belirli konu ve temaların, kendine özgü sinematoğrafik bir dille anlatımı/söylemidir. Film Öyküsü bu anlamda özgün “eser” sayılmalıdır.

Film Öyküsü, Batı’da, bir filmi ortaya çıkartan (above the line people) “çizgi üstü insanlar”ın (ilk karar vericiler : Yapımcı, Yönetmen ve Senarist’in) projeye başlangıç metni olarak kabul edilir. Bu yüzden Film Öyküsü de mümkün olduğu kadar kısa yazılır. Çünkü bu aşamada önemli olan öykünün ayrıntıları değil, öykülemenin bütünsel iç tutarlılığıdır. (Film Öyküsünü, bir anlamda, mimari bir planın ilk eskizine veya bir krokisine benzetmek mümkündür.)

Film Öyküsü aşaması, Karar Vericiler için bir anlamda “film yapmak için üzerinde hemfikir olunan profesyonel bir mukavele!” gibidir. Bu uzlaşma;
- - Yapımcı açısından, ne kadar maliyetle ve nasıl bir film yapacağını,
- - Yönetmen açısından, nasıl bir film çekeceğinı,
- - Senaryo Yazarı açısından, nasıl bir senaryo yazacağını,
“okumak” anlamına gelir.

FSEK’nda yer almasa da, “Film Öyküsü” deyimi, gerek üretim ilişkilerinde ve film jeneriklerinde, gerekse hukuksal içtihatlarda zimnen “eser” kabulü görmektedir. “Destekleme Yasası”nda proje başvuruları için istenen, “en az 5 en fazla 15 sayfa”lık Film Öyküsü de bir “eser” olduğunun tescili sayılabilir.

Fakat içtihadlerde bu kabuller, zaman zaman “eser”, zaman zamanda da “yazım aşaması” olarak, bulanık anlamda, yer almaktadır. Senaryo yazarlarının bu yüzden dikkatli olmaları gerekmektedir.

Dizi film için “Çerçeve Öykü” :

Uzun metraj bir film öyküsü, olayların örgüsüyle kurulur. Fakat TV dizileri, öykülerin örgüsüyle kurulur. Bu anlamda “Çerçeve Öyküsü” temel bir öykülemenin çatısı altındaki öyküleri ve olay örgülerini kapsar. Bu 10-15 sayfalık bir metindir.

***
Meslek haklarımızın yasal kazanımı için olmasa bile, senaryo yazım aşamalarının öyküleme aşamasından sonraki, “Hazırlık Aşaması”nı da burada ve kısaca tartışmamızda yarar var.

(SENARYO YAZIMINA HAZIRLIK)

4. Öykülemenin Geliştirimi:

Senaryo yazımının en büyük zaaflarından birisi, film öyküsünün kabulünden sonra, özellikle Yapımcıların senaryo yazımı için gerekli hazırlık aşamasına gerekli önemi vermemesidir. Oysa, Karar Vericiler için yazılmış bir film öyküsünden, aynı yazarın iyi bir senaryo yazabileceğinin hiçbir garantisi yoktur. Çünkü soyut/somut bu öykülemenin, senaryo aşamasında, filmin geçtiği (örneğin bu tarihi bir öyküyse) somut tarih içinde bütün ayrıntılarıyla yeniden işlenmesi gerekir. Nitekim film öyküsünün soyut/somut bütünlüğünden tatmin olmayan bazı yapımcılar, zaman zaman, “daha uzun bir öykü” okumak ihtiyaçlarını dile getirirler.

Bu yüzden senaryo yazarının araştırma yapmaya başlaması gerekir. Fakat gerek geleneksel Yapımcılar’ın alışkanlıkları, gerekse TV sektörünün dizi projeleri için uzun vadeli yatırım yapmaması yüzünden bu hazırlık dönemleri hafife alınır.

Bu yüzden ve bütün olumsuz koşul ve alışkanlıklara rağmen, hazırlık aşaması senaryo yazarının adeta kendi kendine verdiği bir ödevdir.

Araştırma vb. çalışmalardan sonra belki yüzlerce sayfalık bir metin ortaya çıkabilir. Bu yüzden yazarın, öykülemesini 15-25 sayfalık bir kapsamda bir kez daha yazması gerekebilir. Edebiyatın bütün araçlarını kullanarak yazılmış Öyküleme Geliştirim artık olay örgüsünün atmosferlerini de betimlemektedir. Metin bu aşamada, Karar Vericilerden sonra, (aslında daha sonra devreye girecek) ve senaryo üzerine yaratıcılıklarını koyacak müzik, sanat ve görüntü yönetmenlerinin “o film için ne yapacaklarını” da kapsar. Çünkü onlar film öyküsünden ne yapacaklarını pek okuyamazlar.

5. SAHNELEME (TRETMAN) Sinematoğrafik Yeniden Kurma

Scene kavramı synopsis gibi antik yunan tiyatrosundan günümüze taşınmıştır ve sahne anlamında tercüme edebiliriz. Bu anlamıyla senaryo, “sahnelenmiş, sahneye uygun hale getirilmiş” anlamında kullanılmaktadır.
Hazırlık dönemi sonuna kadar metinler, sinematografik bir dille yazılmış olsalar da, son kertede edebi bir dille yazılmışlardır. Fakat bu aşamadan sonra öykülemeler (gerçekten) inematografik bir anlatıya çevrilmeye başlarlar. Bunun için önce “Akış Metni” veya “Sahne Sıralaması” yapılır.
Sahne Sıralaması, bir anlamda, öykülemeden yola çıkarak, sahnelerin semantik (anlamsal) görevlerinin, hareketli görüntülerin doğasına uygun olarak yeniden kurulmasıdır. Uyarlama çalışmaları da bu aşamadan başlarlar. Tıpkı film öykülemesi gibi, bu aşamanın asıl sorunu, senaryonun bütünsel iç tutarlılığını kontrol altında tutmaktır.
Sonuç olarak Tretman, sahnelerin, kaba zaman akışıyla (trafik), hareketli görüntüler ve diyaloglar yoluyla özetlenmiş tasvirlerinden oluşur.
FSEK’nun, Senaryo Yazarının yanısıra, “eser sahibi” olarak kabul ettiği “diyalog yazarı” aslında ülkemizde pek kullanılan kategori değildir. Diyalog Yazarının, diyalogları yazabilmesi için ortada en azın inematografik anlatıyı düzenlemiş bir tretmanın olması gerekir. Dolayısıyla ve yukarıda yapılan tanım çerçevesinde, Tretmanın da bir eser olarak kabul görmesi gerekir.
Sıralanmış sahnenin tasvirlerinin sinemasal bir özeti de olsa, iyi bir Tretman yazmanın ölçütü, herkese senaryo verip, set öncesi ve çekim aşamasında, yapım amiri, yönetmen yardımcısı, vb.’nden birinin, sadece Tretmanla çalışmasını istemeyi düşünmektir. Bu kişiler eğer görevlerini buna rağmen yapıyorlarsa, yazılan Tretman da iyi bir Tretman’dır.

7. SENARYO

Senaryo: Tretman aşamasında özetlenmiş sahne tasvirinin, “Durum-Olay-An’lar” olarak, ayrıntılı bir planlamasıdır. Bu planlama, hareketli görüntüler, diyaloglar, müzik ve seslerin, senaryoya özgü sinematoğrafik bir söylemiyle yapılır.
Batı’da bir senaryoda teknik dil asla kullanılmaz. Her geçen gün azalsa da senaryo yazarlarımız hala geçmişten kalan bir alışkanlıkla senaryolarda teknik dil kullanmaktadırlar. Bu aslında, geçmişten, hızlı çalışmadan dolayı ve çekim senaryosunun yazılmadığı bir dönemden kalma bir alışkanlıktır.
Diyalog Yazarlığı:
Senaryo Yazarları açısından, çok daha acil önemdeki “Film Öyküsü” ve “Tretman Yazarı” yasada eser sahipliği olarak yer almamış olsada, geçmiş dönemde sinemacılarımız tarafından pek kullanılmayan “Diyalog Yazarlığı” yasada eser sahipliği olarak tanımlanmıştır. Bu yasal kazanımımızı korumalıyız. Çünkü, diyalog yazarlığı yakın dönemde TV sektöründe (sit-com, vb.) giderek önem kazanmaktadır.
Diyalog Yazarı’nın yasada eser sahibi olarak tanımlanmasının bizim için bir başka önemi de, yasanın senaryo yazım aşamasını da dolaylı olarak kabul etmiş olmasıdır.

8. Çekim Senaryosu

Senaryo Yazarının sorumluluğu aslında senaryo aşamasında biter. Meslek kavramlarımızın içinde olmasa da, burada “Çekim Senaryosu”na da kısaca değinmekte yarar görüyoruz. Çekim senaryosu, kısaca, senaryonun masada veya kağıt üzerinde planlanarak çekilmesidir!
Çekim senaryosu Senaryo Yazarından çok Film Yönetmeninin çekim/set öncesi senaryo çalışmasıdır. Film yönetmeni bu aşamada yazım alfabesi dışındaki araçları da devreye sokarak (story-board, çizimler, fotoğraf vb.) çekeceği filmi önceden kağıt üstünde görmeye çalışır.
Senaryo yazarı, Film Yönetmeninin isteği doğrultusunda Çekim Senaryosuna da katkıda bulunabilir.

Kaynak : Sender
Logged
Izmir Sinema Ekibi
   

 Logged
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!