Izmir Sinema Ekibi
Ekim 06, 2008, 09:29:04 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: İzmirsinek toplaşması yakında..
İlk filmimiz http://sorgu.izmirsinek.com adresinde !

http://www.izmirsinek.com
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: X-MEN Serisi üzerine....  (Okunma Sayısı 265 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görkem
Moderator
Jr. Member
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 87


« : Haziran 20, 2008, 10:47:56 ÖÖ »

Süper kahramanların herhangi biri tanıtılırken takınılan bir tavır vardır. Söz konusu kahraman hangisi olursa olsun onu, diğerlerinden ayrıcalıklı kılan özelliği altı çizilerek belirtilir ve bu belirteç, farkında olunsun ya da olunmasın, o kahramanın diğerlerinden “üstün” ya da “değerli” veya “önemli” olduğunu hissettiren bir yaklaşıma sahip olur. “Betmen’in süper güçleri yoktur ama yine de kahramandır”. “Örümcek Adam içimizden biridir”. “Süpermen süperdir, hepsini döver”. “Hulk kendi güçlerini kontrol edemez, bu onu farklı kılar”. “Fantastik Dörtlü’nün gizli kimlikleri yoktur. Onlar her daim kahramandır” Siz seçin…. Hepsi ayrı bir özelliğe sahiptir ve bu o karakterin üstünlüğüdür, değeridir. Ve bu üstünlükler/değerler o kahramanı merkeze alan filmin yapımındaki başlıca çıkış noktalarıdır.

İşte bu paragraf, kahramanların dünyalarına tutturulan bakışın ve işi bu mevcut bakışın ne olduğunu bilip filmi ona göre biçimlendirmek olan yapımcının yaklaşımının sığlığını gösterir nitelikte. Çünkü kahramanları konu edinen filmler istedikleri kadar “kahramanın kimliği” odaklı olsun, öylesine çok ortak zayıflık barındıran filmler ki aralarındaki farklılıklar sadece ve sadece kahramanların birbirlerinden farklarının meydana çıkardığı ayırımlar. “Boğucu” sıradanlıktaki doğrusal hikayelemeler/klasik dramatik yapı kullanımı, sonu başından belli problemler, karaktere kişilik/ruh verme çabalarıyla şekillenen triplerle bezeli/sıkıcılıklarla dolu aksiyon dışı dinlenme sekansları, kahraman dahil tüm karakterlerin “boş”luklarını doldurma amacı güden nafile çabalar hep aynı ortak noktalar. Süpermenin gözlüklüyken en salakça tavırlarla Lois’le yakınlaşmaya çalışması, Örümceğin Mary Jane’in peşinden koşma kararını aynı filmde birden çok kez alması, Batman’in kadınlarından birine (hatırlayamadım) kendisinin yarasa adam olduğunu itiraf etme isteğiyle kendi kendine abuk subuk konuşma antrenmanları yapması hep bu filmleri yaralayan ayrıntılardır. Çünkü bu ayrıntılar, amaçlarına ulaşmakta başarısızdırlar. Kahramanların ve kahramanların çevresindekilerin içlerini doldurmanın, duygularını anlatmanın, onlara birer kişilik vermenin yolu bu tip yapay çözümler üretmek değildir. Zaten bu tiplerin içlerini doldurmanın, (adları üstlerinde zaten) bu tipleri birer karakter kılmanın bir yolu yoktur! Ama bu filmler, hala utanmadan sıkılmadan bunu yapıyorlar çünkü ellerinden başka bir şey gelmiyor, bu durumda filmlerin can damarlarını aksiyon oluşturuyor.

Yok mu dramatik tarafı da güçlü olabilecek bir süper kahraman filmi? İzlediğimiz tipleri birer “tip” değil de birer “karakter” olarak görmemizi sağlayabilecek süper kahraman filmi? Gören yok…. Peki çekilebilecekler arasında yok mu? Var: Xman…. Daha doğrusu var DI!…. Singer, stüdyosunun senaryosuna müdahale etme gücünü kendinden bulamayıp işe girişmesine kadar.

Yazıya, konu üzerine üzerimde taşıdığım hayal kırıklığının etkisi ile başladım, kusura bakmayın ama gişe kaygısına kurban olan sayısız değerin içinde canımı en fazla sıkan örneklerden biri X insanlardır.

Bu arada, bir not düşelim, biz öyle kullanıyoruz ama aslında doğru kelime X Adamlar değil…. Çünkü “man” kelimesi İngilizce’de “insanoğlu” anlamında kullanıldığı için böyle bir isim uygun görülmüş olmalı. Ki zaten çizgi romanlarda da filmlerde de bir sürü bayan var. Olay erkeklerle sınırlı değil asla, feminist bir yaklaşıma gerek yok yani….

Herneyse…. Perdedeki xmen serisinin baştan sona rengarenk, allı pullu, eğlenceli olduğuna, izlemesinin keyif verici olduğuna çok az kişi karşı çıkacaktır ama hem xmen ruhu, hem altyapının sağlamlığı, hem de X’lerin bambaşka kahramanlar olduğu (!) göz ününe alınırsa işin dramatik tarafı, karakter dramı tarafı diğer süper kahraman filmlerine göre daha zengin olsa da yine de altyapının vaat ettiklerine ve piyasadaki boşluğun devasalığına göre yetersiz ne yazık ki.

Hemen inceden girmeyelim, genel bir bakış atalım….
 
Önce serinin iyi taraflarına, yaptığı doğru seçimlere ve başarıyı yakaladığı noktalara odaklanalım: Birincisi xmen serisi, olaya en başında “evrim”i odak alarak giriş yapıyor. Bu açıdan bakarak her kahraman filmine farklı bir açıyla yaklaşıp karşılaştırma yapabilirsiniz. “Hayranlıkla izleyeceğimiz kahramanın doğumu” kısmı bu filmlerin vazgeçilmezidir. Ama hemen her zaman sadece kahramanı iyi tanımamızı sağlama ve ona karşı hissedeceklerimizi belirleme amacıyla biçimlendirilir bu sekanslar bütünü. Xmenlerdeyse bu tanışma kısmı dev bir bilimsel olguya dayandırılarak sunuluyor, es geçilmiyor ve bu bilimsel gerçeğin sosyal, politik tarafı öykünün temel iskeletini teşkil ediyor. Bu seçim, filmleri zenginleştiriyor.

Bu “süper kahramanlar sineması” meselesini Batman Begins’i incelerken de biraz açıklamaya çalışmıştım tekrar etmeyeyim, kısaca özetleyeyim: süper kahramanların sürüklediği hikayeler kaşınılmaz olarak fantastik özelliğe sahiptir. Gerçeğin esnetildiği ama gerçek gibi gösterildiği hikayelerdir bunlar. İşte bu “gerçeklik” olgusu çeşitli şeylere dayandırılarak sağlanır ki bu nokta aslında filmin izleyicisine karşı aldığı tavır açısından önem taşır. Xmenler mutant olayını gayet anlaşılır politik, sosyal bir sorun olarak ele alıyor ve bir şeyleri gerçek gibi göstermeye gerek kalmıyor. Örümcek Adam’ın sokaktan sokağa sallandığı bir şehirde insanların bunu hayatlarının bir parçasıymış gibi görmesi aslında hiçbir izleyiciyi tatmin etmez. Kim çatıdan çatıya atlayan siyah kostümlü bir adamı görüpte (Batman) Cem Yılmaz’ın ifadesiyle besmele çekmez ki? İşte Xmen serisi, zaten mutantların dünyadaki varlığının etkileriyle yoğrulan bir ortamda açılıyor. Bu açıdan film gerçekten büyük bir farklılık/tavır sunuyor.

Diğer husus, görme şerefine edindiğimiz mutantların birbirinden farklı özelliklerde olmaları gibi bambaşka insanlar arasından da seçilmiş olması. Yani küçüğü büyüğü, sarışını esmeri, doğulusu batılısı, konuşkanı suskunu hiçbir şekilde ayırım yapılmamış olması mutantlığın herhangi bir özelliğe bağlı olmadığını gösteriyor. İyilik, kötülük, yakışıklılık, ırk/din/mezhep, onurlu olma ya da olmama, zenginlik/fakirlik…. Mutant olmak hiçbir özelliğe bağlı değil, bu yüzden mutantlara belirli bir pencereden bakmak, onları belirli kriterlerle değerlendirmek hatta mutantların özelliklerini belirleyebilmek bile olanaksız. Bu yapı da kahramanlarımıza tutturduğumuz bakışı etkiliyor ve başka filmlerdeki “içimizden biri” sözü aslında bu filmlerde yerini buluyor. Çünkü içimizden biri demek sevgili sahibi olamamak ya da ekonomik sorunlarla uğraşmakla sınırlı değil. İçimizden biri olup da 5 tane sevgilisi olan ya da çok zengin olan insan olamaz mı? İşte mutantlar tüm sosyal, ekonomik, etnik grupların içinde yani özetle insanların içindeler. Nasıl ki insanoğlu dendiğinde konunun gelişine göre bambaşka bir şeyi kast edebiliyorsak aslında bu mutantlar için de geçerli.

Serinin başarısız olduğunu düşündüğüm taraflarını sıralamaya çalışırsam (önem sırasına göre gitmiyorum) ilk aklıma gelen şu ki, Xmen serisinin belirgin bir bilimkurgusal tarafı var. Profesörün dünyadaki tüm insanlara ya da mutantlara bağlandığı küresel oda, jet uçağı, türlü çeşit alet ekipman falan filmi bir ölçüde yaralar özellikte. Sebebiyse şu, mutantlar insan değiller ama bu onları insanlardan daha üstün, daha iyi bir hayata sahip kişiler yapmıyor. Yani atıyorum bir dilenci de mutant olabilir. Yukarıda bahsettiğim, birbirinden çok farklı özellikte kişilerin mutant olması nasıl filme ve kahramanlara bakışımızı iyi yönde etkiliyorsa filmdeki bu bilimkurgusal hava da aksi yönde bir etki yaratıyor. Mutantların bizlerden farklı bir hayat yaşadığını hissettiren, dünya içinde dünyaüstülük teşkil eden bir his bu. Madem bu kadar aramızdalar, madem bu kadar her yerdeler filmdeki varlıkları da savaşları da aramızda süregitmeliydi. Mağaralarda, yerin altındaki laboratuarlarda, jet uçaklarının içinde falan değil….

İkinci husus, mutantların üstün özelliklerinin bazı karakterler için de bilimkurgusal, hatta bunun ötesinde abuk/saçma olması. Önce kısaca açıklayayım bunu, mutantlık evrim geçirme sonucu ortaya çıkan bir şey. Ama bu gelişme asla var olmayan bir şeyi kullanabilme becerisi sağlamıyor karaktere. Buzu, ateşi, havayı/rüzgarı yönlendirebilmek, yaraların çok hızlı iyileşmesi, telekinetik güçlere sahip olmak, çok güçlü algılara sahip olmak, hiç kimsenin dayanamayacağı bir çığlığa sahip olmak, manyetik alanlar yaratıp metali yönlendirebilmek, kurbağa gibi bir dile sahip olmak gibi özellikler de fantastik gibi görünse de arkasında küçükte olsa bir mantık, dayanak barındırıyor. Ama örneğin Cyclops’un gözünden lazer çıkması hem hiçbir dayanağı olmayan hem de görsel olarak da pek ikna edici olmayan bir özellik. (Tren istasyonunun çatısını da uçuran, sevgilisinin yüzündeki yapışkan maddeyi de çıkarabilen bir lazer bu her ne hikmetse) Storm’un iklim olaylarını yönlendirebilmesi var olabilecek gibi görüyor olsa da pek keyifli, kullanışlı bir özellik değil. Bu yetenek meselesi sonsuz bir özgürlük sağlıyor ama seçilenler pek öyle keyif verici özellikte değil gibi geldi bana. Wolwerine’in filmde en önemli karakter olmasının bir sebebi de görsel olarak keyif veren özelliklere sahip olması aslında.

Hikayelere genel olarak bakıldığında dengelerin bozulmasının temelinde mutant sorununun etkileri, bu sorunun doğurduğu nefret var. Bu gayet yerinde bir tercih fakat mutantlık da biraz hafife alınmış ne yazık ki…. Serinin ilk bölümünde insanları mutant yapabilen, üçüncü bölümünde de mutantları insan yapabilen bir teknoloji mevcut. Bu teknolojinin varlığı seriyi bütünüyle yaralıyor. Belirttiğimiz gibi mutantlık devasa bir evrim sürecinin sonucu. Öyle bir şırıngayla, fır dönen bir cihazla insanı mutant, mutantı insan yapmak konuyu hafife almaktan başka hiçbirşey değil. Ve ne yazık ki hikayeyi de kısırlaştırıcı bir şey. Cihazı imha et, olay bitsin…. Bu şekilde film evrimi esas çıkış noktası olarak kullanıyor ama sonrasında hiçe sayıyor. En kötü klişe olan “tüm insanlara ölüm” falan gibi, gerçekleştirilmesi ancak “fantastik ötesi” olarak sıfatlandırılabilecek ve hiçbir inandırıcılık ve yine ötesinde hiçbir tatmin edicilik barındırmayacak yollara başvuruluyor.

Bryan Singer üzerine bir şeyler söyleyecek olursak yine çelişkili ifadelere ihtiyaç var. Bir kere en başta serinin ilk iki filmi birer Bryan Singer filmi olarak sunulmuş olsa da aslında yönetmenin sinemasıyla zayıf bağlar içeren filmler bunlar. Çok sayıda karakter, karakter çatışmasının odakta olması falan klasik Singer filmi yapısı sunuyor olsa da karakterlerin ele alınışı, oyunculuklar ve tüm bunların resmedilişinin Singer’ı Singer yapan filmlerle ilgisi yok. Çünkü Singer, karakterlerini resmederken onların kişiliklerini, hislerini filmin hikayesi dışında da “var” kılabilen bir yönetmen. Ancak filmlerdeki oyunculuklar çoğunlukla karakterin anlık hislerini verir halde. Bunu biraz daha açıklayacak olursak;

Olağan Şüpheliler ve Ölümcül Sır’da kameranın karakterlere oldukça yakın olduğu anlar hep önem arz eden sekansları işaret ediyordu ama bu anlardaki oyunculuklar hep ekonomikti. Çekicilik, karakterlerin anlık hislerinde değil, içerisinde bulundukları durumu sükunetle kaldırabiliyor, göğüsleyebiliyor oluşlarının gerilimiyle ortaya çıkıyordu. Bu filmler aksiyon değillerdi zaten ama işin içinde vurdu-kırdı olsaydı da kendini izlettiren şey, yakından sunulan karakter çatışması ve gerilimle dolu anların karakterin o anki durumundaki etkileriydi. İşte Xmen’lerde bu belirttiklerime denk gelen sadece bir iki sekans var ve onlar da kısa tutulmuş. Örneğin birinci filmin başlarındaki Magneto-Xavier konuşması. Yine filmin sonundaki konuşmaları. Ama Xmen serisi birçok karakter içeren özellikte ama bu karakterler hep bedensel özellikleriyle varlar filmde. Wolverine-Jean Grey aşkı, Cyclops-Wolverine zıtlaşması, Mystique-Wolverine cinsel gerilimi, Storm-Nightcrawler dostluğu (2. bölümdeki mavi adam), Rogue-Wolverine yakınlığı hep aksiyondan fırsat kaldığı anlarda karşımıza çıkan ayrıntılar ve hikayenin gelişmesine pek (azıcık var) etkileri yok. Filmin izlenmesi sonucunda filmle ilgili fikir sahibi olunmasında da pek akılda tutulacak özellikte değiller. İşte Xmen serisi, sırtını sadece aksiyona dayamaya ihtiyacı olan bir üçleme değil…. Sorun aksiyonunun kötü ya da yetersiz oluşu da değil (2. filmin girişindeki Beyaz Saray sekansı resmen “enfes!”) Ama karakterlerin bu derece çeşitli ve çekici olduğu bir filmin dramatik tarafının derin olmaması bariz bir eksiklik teşkil ediyor.

Brett Ratner için de söylenecek fazla bir şey yok aslında. Yönetmenliğinin Singer’a göre gayet zayıf olduğu çok açık… Tıpkı X3’ün de ilk iki filme göre zayıf olduğu gibi. Kötü değil belki ama tüm odak yine mutantların fiziksel özellikleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan aksiyon.

Serinin harika bir oyuncu kadrosu var. Gerçekten çok sayıda iyi oyuncu mevcut ve oyunculuk güçlerini esirgemiyorlar kameradan ama belirttiğim gibi onlardan fazla bir oyunculuk beklemiyor ki bu senaryolar. İlk film için Andrew Kevin Walker (Se7en’ı yazan eşsiz şahsiyet) bir senaryo yazmış ama yüksek bütçe gerektirdiği için stüdyo ret etmiş bu senaryoyu. Tüm insanları mutant yapan bir makinenin var olmadığı bir senaryo olduğuna eminim.

Bu karakter sorunundan bir türlü kurtulamıyorum bu filmleri irdelerken, son bir şey daha söyleyeyim, Wolverine serinin en öne çıkan karakteri. Geçmişini irdeleniyor, en çok onunla zaman geçiriyoruz. Onun dışında Xavier ve Magneto tabii ki serinin ağır karakterleri. Bunlar dışında benim en fazla ilgi duyduğum ve hikayesini merak ettiğim karakter ise Nightcrawler. Yerinde konuşmayı beceremeyen, hatta ötesinde konuşmaktan çekinen, dindar, Alman, duygulu, ürkek ama bir o kadar da ürkütücü ve yetenekli bir karakter. Az konuşuyor ama okkalı laflar ediyor (Storm: Korku bazen seni hayatta tutar. Nightcrowler: İnanç da öyle!), ürkek ama Beyaz Saray’ı bir başına basıp ortalığı dağıtıyor, aşk aramıyor ama dostluk arıyor.

Bildiğim kadarıyla Xmen serisi bitti. Filmler para kazandı, beğeni gördü. Ama unutulmaya da yüz tuttu bile. Çünkü akılda kalanlar pek derin değil. Bu biraz “harcanmışlık” ortaya çıkarıyor işte. Zaten bundan sonraki projeler karakterlerden biri üzerine odaklanacak. Yine bildiğim kadarıyla tek başına filmi çekilecek olan karakter de tabii ki Wolverine. Merak ediyoruz tabi ama nasıl bir beklenti göz etmeliyiz orası meçhul….

Genel olarak bakıldığında bu üç bölümün, sinema tarihinde bir Xman olgusu bahşettiği kesin. Ama hatırlandığında, hatırlayanların çok büyük övgülerle anacağını sanmıyorum filmleri. Karakterler karizmatik duruşlarıyla akılda kalacak, öyküler çoğu zaman hatırlanmayacak ve ne yazık ki filmlerin izlendiği anlar sadece eğlenceli dakikalar olarak hatırlanacak. Eh, bu size yetiyorsa ara ara geri dönüp keyfini çıkarın. Bana “kısmen” yetiyor.

Saygılar, iyi seyirler….
Logged
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!