Izmir Sinema Ekibi
Ocak 09, 2009, 06:26:31 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: İzmirsinek toplaşması yakında..
İlk filmimiz http://sorgu.izmirsinek.com adresinde !

http://www.izmirsinek.com
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: KİM Kİ-DUK  (Okunma Sayısı 297 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ozan
Çalışkan Üye
Sr. Member
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 293


« : Ağustos 04, 2008, 09:38:36 ÖS »

Kim Ki-Duk     
1960-...
   
En çok tartışma yaratan Güney Kore'li isimlerden biri olan, kendi kendini yetiştirmiş ve benzersiz üslubuyla çağdaşlarından ayrılan usta yönetmen, senarist, yapımcı. 2004'te Berlin Uluslararası Film Festivali'nde ''Samaritan Girl'' (Samaria) ile, Venedik Film Festivali'nde ''3 iron'' (Bin jib) ile en iyi yönetmen ödülünü aldı.



Kim Ki-Duk, 20 Aralık 1960 'da Güney Kore Bonghwa'da Kyungsang'ın kuzeyindeki bir taşra köyünde doğdu. Oldukça yaramaz bir çocuk olan Kim, 9 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Seoul'e taşındı. Burada tarım eğitimi veren bir okula göderildi. Fakat maddi yetersizlikler yüzünden okuldan ayrılıp fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başladı.

20 yaşına geldiğinde deniz kuvvetlerine katıldı. Askeri hayata çok çabuk uyum sağlayan Kim, 5 yıl çavuş olarak görev yaptı. Bu askeri tecrübeleri ona insan ilişkileri ve karakter analizi açısından zengin bir birikim sağladı.

1990 ' da bir uçak bileti alabilecek kadar para biriktirip, sanat eğitimi almak için Fransa'ya taşındı. Geçimini, kendi resimlerini satarak kazanıyordu.

1993'de tekrar Kore'ye dönen yönetmen, film senaryosu yazmaya başladı ve bir yarışmada iki senaryosu birden ödül kazandı.

Kim Ki-Duk'un film kariyeri diğer yönetmenlerinkinden farklı başladı. Hiçbir zaman sinema eğitimi almadı ve hiçbir zaman başka bir yönetmenin yanında asistanlık yapmadı. Hiç kimsede görülmeyen bakış açısı ve kendine has hikaye anlatma tekniği buradan gelmektedir.

Farklı ve etkileyici bir dille kendi yaşamını ve deneyimlerini anlattığı Crocodile(1996), film serüvenin başlangıcı oldu. Crocodile'ı, Kore'li bir askerin ve başarısız bir ressamın Paris'te geçen dostluk ilişkisinin analtıldığı ''Wild Animals'' izledi.

İlk yıllarındaki işlerinde görülen saldırgan enerji ve fantazi dünyası, bir sonraki filmi ''Birdcage Inn''in renkli atmosferinde göze çarpar. Bu filmde yönetmen, seksi yaşamın bir parçası ve birbirini anlamanın minimum düzeydeki yolu olarak tanımlar.

4. filmi ''The Isle'', yönetmen için bir dönüm noktası oldu. Venedik Film Festivali'nde gösterilen bu filmiyle yönetmen, tam olarak anlaşılamasa da yeteneğini kabul ettirdi. Filmin çarpıcı atmosferi ve nefes kesici görüntüleriyle Kim Ki-Duk, Kore sinemasının 60'lı yıllardaki duayeni Yoo Hyun-Mok'un deyimiyle 'imgelerle konuşan yönetmen' olarak ün saldı. The Isle' da yönetmen, kadın erkek ilişkilerindeki sadomazoşizmi, birini sevmenin ve nefret etmenin içiçe geçişini anlattı.

Yönetmenin sonraki filmi ''Real Fiction'', bilinç ve bilinç dışı, gerçek ve fantazi arasında kendine bir yer bulur. Real Fiction'ı 2001 yılında ''Address Unknown'', 2002' de ''Bad Guy'' ve ''The Coast Guard'' izledi.

2003 yılında ise kendinin de orta yaşdaki budist rahibi canlandırdığı filmi ''Spring, Summer, Fall, Winter... and Spring'' olağanüstü görselliğle beğeni topladı. Budist bir rahibin yaşamının mevsimlerinin, metaforik bir anlatımla yansıtıldığı filmde, yönetmen, sessizliği bir çığlık kadar etkili kullanabildiğini gösterdi.

2004 yılında '' Samaritan Girl'' ile Berlin Uluslararası Film Festivali'nde, ''3 iron'' ile de Venedik Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülüne layık görüldü.

Yönetmen olarak tanındığı ilk filmi Crocodile'ı çektiğinde yönetmen hiç sinema eğitimi almamıştı. Kendini film çekerek ve deneyerek eğitti. Bu yüzden de ağır eleştirilerin odağı oldu. Çocukluğu bir çok acı ve sıkıntıyla geçen yönetmen, filmlerindeki karakterlerin marjinelliği ve rahatsız ediciliğinden dolayı psikopat olarak suçlandı. Sinemayla gerçeğin birbirine karıştığı filmleri, izleyiciyi yoğunluğuyla şoka sokacak şekilde etkiledi.

Grotesk filmlerin yönetmeni Kim Ki-Duk için yaşam, şiddet ve sinema içiçe geçmiştir. Filmlerindeki karakterler, iyi ve şeytani, güzellik ve çirkinlik, normallik ve anormallik arasında gidip gelmektedir.


Filmografi

    * Oyuncu: Nefes · Breath (2007)
    * Diğer
    * Nefes · Breath (2007) Yönetmen
    * Zaman · Time (2006) Senaryo
    * Yay · Hwal (2005) Yönetmen
    * Boş Ev · Bin-jip (2004) Yönetmen
    * Fedakâr Kız · Samaria (2004) Yönetmen
    * İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar · Bom, Yeoreum, Gaeul, Gyeowool, Geurigo Bom (2003) Yönetmen
    *  The Coast Guard (2002)
    * Bad Guy (2001)
    * Address Unknown (2001)
    * The Isle (2000)
    * Real Fiction (2000)
    *  Birdcage Inn (1998)
    *  Wild Animals (1996)
    *  Crocodile (1996)

Kim Ki-Duk ve filmleri, ve sinema Üzerine...

Galiba ömrümü yalnızlığımı dolduracak beyhude şeylerin peşinde koşarken ziyan edeceğim. yazdıklarımın bir çoğu, bu yüzden, hep hayatımın mutlu anlarını anmak özelliğine sahip boş şeylerle dolu olacak. çek kılıçlarını gökyüzü, yalnız geldim; elimde kılıcım, meydan okuyorum sana. ne kadar uğraşsam ne kadar ulu anlamlar yüklemeye çalışsam yaptıklarıma kendimi kandıracak kadar daha alçalmadım.

Yalnızlığın zavallılık, ya da kendine yetme bakımından ilahi bir tarafı mı var. iki kişilik bir tiyatroda mıyım? sahnenin önünde boş koltuklar bana zevk mi veriyor. Kaç defa bu sualleri içimde bir sızı, yahut bir kabahatin üstüne kendine haklılık payı biçen bir ruh halini yaşayarak buldum. ne varsa yarım kalan kaderimde, geleceği kuşatan bir parıltı olarak uzakta şifrelerini sadece benim bildiğim bir sır olarak gizli hazinelerini bana uzatacakmış gibi göründü. acaba bencilliğim bütün ganimeti kendime istememde mi..? Hayır diyordum aslında buna, ve hayır diyen başkalarının da olduğuna kendimi inandırmak istiyordum.

Artık Kim Ki-duk hakkında yazı yazmak (ya da Bin-jip, ve Spring...) bir nevi sinema kültürü içinde aşmışlığın bir imgesi olmuşsa da internette rastladığım türkçe kaynakların çoğunda tatminkâr bir yazıya rastlayamadım. Aslında daha iki ay öncesine kadar türkçe sitelerde onunla alakalı doğru düzgün bir yazı bulamazken, bugün vay be dedirtecek kadar yazı bulabilmek mümkün. Bu da bir şey ama bunlar ya ingilizce bir yazının çevirisi olma görüntünüsden kurtulamamış, ya da pazar eklerinde rastladığımız absürt tanıtma yazısı niteliğinde. Son zamanlardaki yazı yazma kaşıntım (ki 4-5 aydır neredeyse bir paragraf bile yazamıyorum..) da beni bu tür bir yazı yazmaya sevketti. Ee hayırlısı!

Sinema ve sanat...

Ben her zaman sinemanın insanda 1-2 saatini ekranın/perdenin karşısında harcamaktan daha derin izler bıraktığı inancındayım. Elbette bu demek olmamalı ki 7/24 entel/dantel filmler izlemek gerekir. Benim yarısında sıkılıp bıraktığım böyle nice film vardır. Hani bu cümle ile öyle entel/dantel bir sınıfa dahil edilmek istemediğimi vurgulamak isterim. Fakat bir tarafımızda onca gürültü ve koşuşturmanın içinde kuruyan ya da sıradanlaşan hayatımızın ağırlığını geçmişimizin, geçmiş hasletlerimizin üzerine istiflemiş ve bu yükün altından kalkabilme uğraşı içinde hayatımızın bir yığın şeyle dolmuş olduğu gerçeğinin bir şekilde ezikliğini yaşıyoruz. Nefes almak... sanat sinemasıyla ya da başka araçları ile işte bu işe yarıyor bence.


Yönetmenimiz mâlum Koreli... Herhangi bir sinema eğitimi yok, 1960 doğumlu, genç yaşlarda fabrikalarda çalışmış, deniz kuvvetlerinde bir süre kalmış, iki sene murakabe/rahiplik geçmişi var. sonrasında ver elini Paris demiş, yaban ellerde resme merak salıp iki sene sokak ressamlığı yapmış, resimlerini sokakalarda satmış. Ve unutmadan ilk kez(?) paris'te sinemaya gitmiş; bu sırada izlediği Silence of the Lamps ve Les Amants du Pont-Neuf (niko'ya selam çakıyor) filmlerininden oldukça etkilenmiş. Ve gerisin geri Koreye dönüp, her bir merdiveninde bizi geride bıraktıkları ile selamyacacağı, kimi için büyüleyici-etkileyici/kimi için sorularla dolu/kimi için absürt-gereksiz-anlaşılmaz/ama hep şiirimsi-resimsi sinema kariyerine adım atmış.

Aslında filmlerini birer birer sıralayıp, bize söylemek istediği şeyleri taşıyan trenin yolunun belki hayat çizgisinin aktığı duraklardan geçtiğini söyleyebiliriz. Anlamadığı bir şeyle karşılaşırsa, onu anlamak için üzerine bir film yapma gibi bir huyu da var yani. Sene de iki film, sırrı bu imiş galiba. Fakat bu kadar üretken olmayı başarabilmnin bir sırrı da ki duyunca epey şaşırdım, Bin-jip ve Samaritan Girl gibi filmleri sadece iki haftalık bir sürede çekebiliyor olması. Yönetmen olana değin epey de soru biriktirmiş olmalı ki bu sorular onu hani "peri" ziyarete geldiğinde balkavuğunu hazır edebilmeyi akıl ettirebilmiş.


Nedense kendi vatandaşlarına bir türlü kendini sevdirememiş, koreli izleyicilerle arasında bir iletişim sorunu gibi bir şey var. Feministler Bad Guy filmi dolayısiyle onu sevmiyor. Filmleri ki en kötü filmin bile milyon seyirci çekebildiği Kore sinema endüstisnde yüzbin rakamını zor buluyor. Enterasan bir durum; bunun altında yatan gerçekleri de iyi irdelemek lâzım gelir mi bilemem, fakat yabancı izleyicileri onu ödüllerle karşılıyor. Gittiği hemen her festivalde birşeylerle geri dönüyor. En son Antalya film festivaline de katıldığı ve Antalya'ya gidememiş olmanın üzüntüsünü bana yaşattığı da vâkidir. Teessüflerimi buradan şey edeyim artık...

Aslında bütün hikâyeler hem birbirine benziyor, hem benzemiyor. Kavgalar yine hem aynı kavga, hem de değil. Yarışlar, yakarışlar, sorular, cevaplar... hep öyle. Dünya karşısında biçareliğimiz her zaman aynı kalacak, faklılığı yaratan içimizde bulduklarımız, dünyadan çaldıklarımıza uydurduğumuz ciciler. Böyle mi düşünüyor yönetmenimiz, yoksa her filminde bize cevabının sadece kendimizde saklı olduğu sorularla yüz yüze bırakmayı neden denesin ve herkesin bir cevabının olduğuna da emin bir halde niçin karşımıza çıkıp "yaşadığımız dünya hayal mi, gerçek mi..?" deyip bizi yeni serüvenlerine hazırlasın.

Hangi Kim Ki-duk karakteri olmayı isterdim diye şöyle bir iç geçirdim: cevabım henüz yok. Hikâyeleri ve kahramanlarımızı düşündüm. Okuduğum, etkisini aylarca içimde duyduğum şiirle geldi aklıma, fimlerinden sonra resme olan ilgim arttı mı düye düşünüyorum şimdi de. içe açılan bir pencere gibi, ya da rüya içnde riya gibi güneşin bütün hallerinden bir demeti kabul ettiriyor oyunlarla karşımızda; bu diyaloğu az görsel olarak zengin imgeler büyüyor, büyüyor içine aldığı keskin hayat kareleri ile bizi kendi açık denizlerinde bir yolculuğa çıkartıp yolculuk boyunca bizi kendi başımıza, yapayalnız bırakıyor. biz ya rüzgârın yardımını istiyoruz kıyıyı görmek için ya da hiç bitmesin istiyoruz yolculuğumuz. Bu sessizliğin sebebi ne? Her ikisi de aynı şeye çıkarıyor bizi, kelimelere dökemediğimiz şeyleri buluyoruz içimizde.

beklentiler, adalet-eşitlik-eşitsizlik, yalnızlık, nefret, şiddet, tutku, sevgi.. ve illa ki aşk... yanımızca bir nehir akıyor gerçekten, bize sadece kenarında durup bu nehirin sesini dinlemek kalıyor desem...


KAYNAK:

1- http://www.sensesofcinema.com
2- http://www.koreanfilm.org
4- http://www.imdb.com
5- http://www.biyografi.net

Logged
Izmir Sinema Ekibi
« : Ağustos 04, 2008, 09:38:36 ÖS »

 Logged
Mert erez
Jr. Member
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 64


« Yanıtla #1 : Ağustos 05, 2008, 01:39:01 ÖS »

nefesi izledim galiba ama isim benzerliğide olabilir .güzel filmdi ama kim ki dukmu çekti bilmiyorum.
Logged
Izmir Sinema Ekibi
   

 Logged
Sayfa: [1]
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!